10 Eylül 2012 Pazartesi

Hitit Çağı Pişmiş Toprak



Çaydanlık 
Alacahöyük Müzesi, Hitit Dönemi (M.Ö. 1650-1200)



Gaga Ağızlı Testi 
Çorum Arkeoloji Müzesi, Eski Hitit Dönemi (M.Ö. 1650-1450)



Matara
Çorum Arkeoloji Müzesi, Eski Hitit Dönemi (M.Ö. 16. yy.)

6 Temmuz 2012 Cuma

HATTİ ve HİTİT ÜZERİNE DENEMELER


Hititler bir Avrasya kavmidir. MÖ.2000 de Hatti ülkesine göç ettikleri düşünülüyor.
Bu göçün Kafkaslar üzerinden yapıldığı tahmin ediliyor. Hitit dilinin Hind/Avrupa kökenli olması göç kavramlarının hepsini kabul edilebilir kılıyor.
Hititlerin bu göçten sonra ilk yerleştikleri yerin Suriye’ye yakın bir yer olduğu, hatta Kuşşara’nın burası olduğu iddiasıda mevcut. Hititlerin ilk büyük göçlerinden sonra yerleştiklerini varsaydığını Güneydoğu Anadolu(Yunancada doğu demek) ve  Suriye’den yola çıkarak Kızılırmak yayına doğru geldiklerini ele aldım. Hitit imparatorluğunun büyük kralı olan II.Murşili veba hastalığından öldü.
Kadeş savaşının kesinlikle Mısır zaferiyle sonuçlanmadığı kabul ediliyor. Mısır tapınaklarında , mezarlarında  ve saraylarında yazı ve resimlere karşılık savaşı Hititlerin kazandığını gösteren bazı kanıtlar var.
Kısaca ilk kanatim Amurru prensi Bentaşina’nın Mısır’a bağladığı Amurru ülkesinin savaştan hemen sonra yeniden Hititlere bağlı hale getirilmesidir. Hititler savaşı kaybetseydi Amurru ülkesi eski konumuna dönüp yeniden Hititlere bağlı hale gelemezdi.
İkinci kanaatim savaştan yaklaşık 15 yıl sonra Hitit kralı  III.Hattuşili ile II.Ramses arasında imzalanan Kadeş andlaşması sonrasında  Hattuşili’nin büyük kızını Ramses’e çok büyük törenlerle gelin vermesidir. Hititli kızın Mısır’da kraliçe konumuna gelmesi savaştan kazançlı çıkanların Hititler olduğu kanaatidir.

Her ikiside bu savaştan kesin bir galibiyet elde edemese de savaştan sonra Hititlerin, Mısırlılara karşı çok daha avantajlı bir konuma geçmiş olması savaşta Hititlerin üstün geldiğini ortaya koymaktadır. Dolaylı şekilde Mısır kaynaklarına dayanarak aksini anlatan öyküler yada yorumlar doğru görünmemektedir.
HİTİTLİLERLE OSMANLILAR ARASINDA BENZERLİKLER:
Anadolu’yu yurt edinerek, aşağı yukarı 3000 yıl arayla büyük imparatorluk kurmuş olan Hititlerle Osmanlılar arasında ilk bakışta fark edilebilen bazı benzerlikler var. Bu benzerlikler  aynı topraklarda tarihi sırayla yaşamış olan medeniyetlerin birbirine devrettiği mirasın  yalnızca bilinen yönlerini ortaya koyuyor.
Hititlilerin de Osmanlıların da ele geçirdikleri toprakların yönetimini bir çeşit özerk konumda tutmaya özen göstermiş olmaları ortak bir yöndür.
Aslında ele geçirilen yerlerin yerel sorunlarıyla uğraşmak yerine oraları uzaktan, haraç alarak yönetmek gibi bir kolaycı yöntemdir.
Hititlilerde ki taht kavgası, Osmanlıda ki taht kavgasına çok benziyor. Hititlerde kanlı yada kansız olarak tahttan indirilmiş bir çok kral var. Aynı olay Osmanlı padişahları içinde söz konusu. Bu iktidar kavgasının bir çeşit gelenek gelenek oluşturduğunu söylemek mümkün.
Hititler tahta geçişi Telipunu Fermanıyla babadan oğula geçme sistematiğine bağladıkları halde Osmanlıda böyle bir kural(usul) olmamıştır.
Hititler ve Osmanlılar büyük ordulara sahip olmuşlardır.
 Bunun birinci sebebi  Anadolu coğrafyasının getirdiği savunma gerçeğidir.
İkinci sebebi ise her imparatorluğun da ele geçirilen topraklardan alınan haraçlar üzerine kurulu olmasıdır. O nedenle hem yurdunu koruyacaksın hem de yeni topraklar elde edeceksen o halde büyük ordu gereklidir.
Hitit ekonomisi büyük ölçüde yeni ülkeler ele geçirmeğe bağlı olarak güçlenmiş.
Benzer bir gelişmede Osmanlı imparatorluğu için geçerli. Sonuç her iki imparatorluk içinde bu imkan daralınca kendi kabuğuna çekilme dönemi başlayınca yıkılma kaçınılmaz hale gelmiştir.
Hititler, savaşa giden krala asker verirlerdi. Savaş bittikten sonra  bu erkek çocukların sağ kalanları yine kendi işlerine dönerlerdi.
Osmanlıdaki tımar, has ve zeamet olarak dağıtılan toprakların sahipleride  savaşa giden padişaha asker yetiştirmek ve orduya asker vermekle yükümlüydüler. Savaş bitince bu askerler orduda tutulmaz eski yerlerine iade edilirlerdi.
Hititler, deniz kavimlerinin Hatti ülkesini işgaliyle yıkılmışlardır.

HİTİT MİMARİSİ ve YAPI MALZEMELERİ :
Hattuşa ülkesinin, aşağı kent bölümünde en eski binaların çoğunluğu avlulu olan evlerdi. Bu evler alt ve orta tabakadan  Hititlere  aitti. Sonraları halk arasında ticaret ve savaşlar nedeniyle zenginleşenler çıkmaya başlayınca ve ardından üstü kapalı sofalı evlerde bu dönemde yaygınlaşmaya başladı.
Evlerin duvarları, tahta çerçevelerle desteklenmiş kerpiç tuğlalarla örülüyordu. Zaman içinde kentin surları dışında da evler yapılmaya başlandı.
Evlerin damları düzdü. Tahta ayaklar üzerinde duruyordu. Evler çok odalıydı. İçlerinde ocaklar ve banyo küvetleri olanlar vardı. O dönemlerde erzak depolama, depoları vardı. Birde sıvı olan yağ ve içecekler içinde büyük küpler vardı.
Hitit tapınağının damıda düzdü. Ahşap kolonlar (ağaç direk) üzerinde yükselen çatı,  toprak ve saman karışımı çamurla sıvalıydı. Büyük tapınağın girişinde  büyük taş bloklar üzerine çakılmış delikler üzerinde dönen büyük tahta kapılar vardı.
Hitit kralı Hantili zamanında surlar tamir edildi. Hattuşa, büyük bir kale kentti ve 30 bin nüfus yaşıyordu.
Hititlerin egemen olduğu bölgede pek çok dil bir arada konuşuluyordu.Başlıcaları Hattice,Hititce,Hurrice ve Luviceydi.
Hititler asker bir kavimdi. Toprakta mülkiyet krala aitti.
Kölelik Hititlerin, Hatti ülkesine egemen oldukları dönem kölelik doruk noktaya çıktı. O zamanın bilinen dünyasının her yanında kölelik son derece yaygındı.
Mısır’da kölelerin hemen hemen hiçbir hakkı yoktu. YAHUDİLER kavim olarak Mısırda köleydiler. Tapınakların sarayların hatta kentlerin inşasında hep köle emeği kullanılıyordu.Yahudiler, kendilerine yeterince hak vermeyen Mısırlılara isyan ettiler sonunda. Ve II.Ramses döneminde ,Hz. Musa’nın önderliğinde  Mısır’ı terk edip vaad edilmiş toprakları aramaya gittiler.
Hatti ülkesinde böyle bir şey olmadı. Çünkü Hititlerde kölelerinde bir takım haklarıvardı. Örneğin özgür insanlara benzer yargılamadan yararlanma hakkına sahipti. Sınırlıda olsa mülk edinme hakları vardı.
Hitit hukuku düzeni o zamanın bilinen dünyanın en gelişmiş hukuk düzeniydi. Hitit yasalarının bir özelliğide gelişmeleri izleyerek değiştirilmesiydi.
Mesela Başlangıçta kentlerde  yaşlılar meclisi vardı. Zaman içinde soylular meclisi biçimini alarak Pankuya dönüştü.” Panku: hepsi, hep birlikte demek dahada demokratlık.”
Hititlerin tanrıları sayılamayacak kadar çoktu. O nedenle Hattuşa “bin tanrılı kent” Hitit ülkesinde “ Bin tanrılı ülke” adıyle anılıyordu.
Önemli kentleri Hattuşa’dan başka Neşa, Nerik, Arinna, Şapinuva, Kargamış, Emar önemli kentlerdir.
Hitit ekonomisi, tarım, ticaret ve zanaattır. Arpa, buğday, tahıllar, elma, nar, üzüm gibi meyvalar.
Hayvan olarak koyun, dana, at, katır,öküz, domuz.
Demiri eritmeyi biliyorlardı. Hititler altın, gümüş, bakır gibi madenleri işliyorlardı ve takı imalatından tutta  “para çubuklara” kadar yayılan alanda kullanılıyordu.
Hattuşa; Hattile, Hititler,Frigler ve Bzans’a ev sahipliği yaptığı için bütün uygarlıkların izini taşıyor.
İki önemli Hitit kalıntısı Yazılıkaya ile Alaca höyük birde Anadolu medeniyetleri müzesini gezip iyi gözlemek gerekir. Hititlerin en büyük ideali Hattuşa’ya yerleşmekti. Ama orası Hititlere aitti. Daha öncede Hatti ülkesine doğru göç eden Hititler çeşitli bölgelere yerleşmiş. Hattilerle kaynaşmış. Göçe başladıklarında 3 bin kişiydiler. İyi at yetiştiricilerdi. Esas göç nedeni yıllarca süren kuraklıktı. Sonunda Kuşşara’ya yerleştiler. Hızlı atlı arabaları vardı. Hatti arabaları iki yekpare tahtadan yapılı tekerlek üzerine oturuyor ve öküzlerce çekiliyor.
Hitit nüfusu Hatti ülkesinde hızlıca artıyordu. Aslında Hattuşalıları saymazsak kim Hititli, kim Hattili idi ,o bile birbirine karışmıştı. Birbirlerine kız verip, kız almışlar, akraba olmuşlar.
Hattuşa’dan başka Neşa,Zalpuvas, Ankuwa, Ullama,Harkimaş ve Şalatıvasa en büyük Hatti kentleriydi. Kuzeyde Karadeniz kıyılarında Palalar ve Kaşkalar yaşıyordu.Batıda Arzavalılar, Güneyde ise Tabal, Kizzuvatna, Hilakku, Hattuşa krallıkları vardı.
Güneydoğuda yani onlarında bir zamanlar yaşadığı yerlerde Hurriler egemendi.
Hurriler at yetiştiricisi ve arabaya koşmayı en iyi onlar biliyordu. Hurrilerin sınır komşusu Assur krallığıydı bunlarda savaşçı kavimdi. Ticarettede oldukça ileri gitmişlerdi. Sonunda Hattilerin ülkelerine göçmen gelen Hititler en sonunda Kuşşara’yı ele geçirdiler. Hitit kralı Anitta, Hattuşa2yıda ele geçirdi. Böylece Asur ticaret sömürüsüde sona erdi.
Hitit devletinin gerçek kurucusu Labarna’dır. Soylular meclisinde (Panku) kral Hattuşili’nin , Murşiliye mesajı “ben öldüğümde cesedimi yıka göğsüme bastır ve öylece toprağa ver. Burada Hititlerin cenazelerini toprağa verdiği ortaya çıkıyor. Büyük kral Labarna’dan sonra Hattuşili kral oldu. Düşman ülkelerini ele geçirip onları denize kadar sürdü. Halpa’yı aldı sonra Babil’i yıktı.
Hatti ülkesinin büyük kralı Şuppilulima  Kargamış ve Halpa kentlerini ele geçirdi. Şuppilulima, Hattuşa’dan  Kargamışa dönerken e iyi taş ve kaya ustaları, mimarları getirmişti.
Mısır Fravunu Tutenkamon öldü.III.Arnuvanda büyük kraldı. MÖ. 14. YY.da Hitit tahtına geçti. Krallık yıllarında  Kaşkalar, Hitit imparatorluğu kentlerinden Hurşima, Nerik, Kastama, Serisa, Hura, Dankusa,Tarugga ve Patalya gibi ülkelerdeki bütün tapınakları yıktılar. Tanrıların heykellerini çaldılar, kırdılar. Size hizmette görevli rahipleri köle yaptılar. Bir taraftan Kaşkaların saldırıları devam ediyordu. Sonunda III.Arnuvanda veba hastalığından öldü ve ölüsü yakıldı. Ölünün ruhu için “alkollü içki” içildi. Birde ölünün ruhu için bir öküz ve birde koyun kurban edildi. Hititler ruhtan haberdarlar”
Kadeş savaşı Hitit imparatorluk  dönemi kral Şuppilulimaydı. Mısır Fıravunuda II.Ramses di.Şuppilulima’nın siyasi projesi. Eğer Kadeş elimizden giderse düşman Hatti ülkesinin içine sokulabilir ülkeyi  korumak için ileri karakol Kadeş’ti. Hitit ordusu 30 bin askerdi. Bu ordu III.Hattuşilinin komutasında Ramses’in RA tümenini darmadağın etti. Mısır ordusu atlarını arabalarını, kılıçlarını bırakarak geri çekiliyordu.
Hitit ordusu pek çok ülkeden derlenip toplanmış asker olduğu için disiplini çok güçlü değildi. Onun için savaştan kopup daha çok yağmaya başladılar. Hitit ordusu Kadeşi aldı ve geri Hattuşa’ya döndü.
Kadeş andlaşması tabletlerinin bir kopyası Mısırda tapınaklara yazıldı. Bir kopyasıda Hattuşa’da korundu.
Hattuşa’nın 2km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya tapınağına “Kapıdan girilince avlunun duvarları yekpare kayaydı. Kaya üzerine atmışüç Hitit tanrı ve tanrıçanın resimleri oyularak işlenmişti.Kay: Mahfi Eğilmez.

22 Haziran 2012 Cuma

ESKİ ÇAĞ BİLİMLERİYLE İLGİLİ NOTLAR:


DİNARİK (Adriyatik) IRKIN; Norveç’in güney doğusunda diğer yandan İskoçya’nın kuzeyindeki adalarda yaşadığını tesbit etmişler Bir ihtimal Alp adamı ile karışmıştır. Uzun boy, bariz brakisefal, düz veya karga burunlu, göreceli olarak, yüksek kısa kafalı ve hipsisefaldır. Ayrıca koyu renk dinarik kavmin belli karekterlerindendir.
FRİGLER Trak kökenlidir.
HİTİTLER çivi yazısını Babil’den aldı. Hitit sözcüğü Asur’cadan Tevrat’a girmiş.Aslında  Hititlere, hitit demek yanlış.Doğrusu hititlerdenönce Anadolu’da yaşamış olan bugün Hatti, protohatti dediğimiz insanlara demek lazım Hititçe metinlerdeki dile hattili, yani hattice diyorlardı. Hatti kelimesi,Hitit öncesi devirlerde Kültepede bulunan eski Asurca metinlerde Hatti,Hattim şeklindegeçer.Hatti dilinin hititçeylealakası yoktur.Hattice yerli bir Anadolu dilidir. Yapı olarak Türkçeye benzer.Misal: Hattili deki “ili” eki Türkçedeki –li-lu-lü gibi.Ankaralı,Konyalı gibi.
Hitit devletinin kuruluşu sırasında mö.18.yy da çok önemli rol oynadığı ve Hititler ilk kez buralara yerleştikleri için “umna”- etnikon eki ve –ili- sıfatı ekinin birleşmesiyle –umnili-ye dönüşenkendi dillerine Neşaca veya Kaneşce demişlerdi. Artık Hititçe yerine Kaneşce/Neşeca demek için geç kalınmıştır.Hititler kendilerine “Hattuşa kentinin veya Hatti ülkesinin insanları derdiler.
Tüm eski devirlerde yaşamış kavimler arasında milliyetçilik açısından belirli ırkları tanımlayan bir kavram yoktur. Irk kavramı Sümerlerde  ve Akkadlarda yok. “Halk,ırk,ulus,millet kavramına sahip olan en eski dil, İbranicedir.
NAL ve NALBANT: mö.1.yy da Kelt mezarlarında ele geçmiş. Avrupa ms.6.yyda yani ortaçağda nal imalatına başladı.
Anadolu iki farklı insan tipolojisini temsil eder. A) Anadolu’nun ilk halkı dolikosefal tipler.Bu tipler protohistorik devirlerde Mezopotamya’da olduğu gibi brakisefaller Anadoluya sonradan gelmişler.B) Kuzey ve kuzeydoğu Afrika tipleri ile melezleşmiş olan Eurafrica tipi. C) diğeri “ince yapılı bildiğimiz Akdeniz tipi brakisefaller Anadoluya sonradan gelmişler.Üstün bir unsur tipi teşkil ederler.Anadoluda protohistorik devirlerde dolikosefal ve brakisefallerin yanısıra mesosefallerinde bulunması bize o devirlerde ırk karışımı olduğunu gösterir.
URARTU Dilinin Ermenice ile bir ilgisi yoktur.Urartuca bitişken bir dildir. Kafkas dillerinden Gürcüceyle yakınlık. Şimdilik daha erken. Urartu-Hurri sıkı akrabalar. Fakat dilleri ayrı. Urartu aslında bir Hurri devletidir.
HERODOT’a göre mö.5.yy  sonlarında Asur ve Babil halkı  önce kerpiç sonra tuğla keşfedip ev yapımında kullandılar.
ESKİ MEZOPOTAMYA KAVİMLERİ ve HAMMURABi KANUNLARINDAN SEÇMELER:
Sumer,Babil ve Assur kavimleri kullandıkları çivi yazısı son yüz yıl içinde çözüldü. Eski çağ tarihinin yalnız İncil menkıbelerinden bilinen bu karanlık devirleri birer birer belirmeğe başladı. Filologlar çivi yazısı çözüldükten sonra kelime ve metin araştırmalarına başlayıp bu dillere ve dolayısıyla bu dilleri konuşanların iç dünyalarına nüfuz ettiler. Böylece Assiryriologie-Sumerologie ilmi doğmuş oldu. Arkeologlar bu geçmiş medeniyetlerin kalıntılarını gün yüzüne çıkardılar.Eski Babil soyunun on bir kralının altıncı kralı ve bir tedvin etmiş olan Hammurabi, bu hükümdarların en ünlüsüdür.
Hammurabi, Mezopotamya’nın büyük küçük şehir devletlerini birer birer zapt ederek Sumer e Akkad ülkelerini bir imparatorluk halinde birleştirip merkezi hükümet kuran  kraldır.Hammurabi 43 yıllık yöneticiliği yılları MÖ.1728 ile 1686 yılları arasına yerleştiririz. Hammurabi kanunları başta bir önsöz ve sonda  bir epilog yani son söz olmak üzere 282 maddeden ibarettir.
Adaletin yerine getirilmesine karşı işlenen suçlar:
 1-yalan suçlamalar.2-yalan şahitlik. 3-hükmün değiştirilmesi.
Mülke karşı işlenen suçlar:
1-hırsızlık ve yataklık. 2-çocuk kaçırma. 3-kaçak kölelere yataklık. 4-meskene taarruz,hırsızlık.5- yanmakta olan bir evi yağmalama.
 Arazi ve Ev:
 1-Tımar ve zeamet hakkında. 2-çiftçilerin görevleri. 3-çiftçilerin borçları. 4-sulama ile ilgili suçlar.5- hayvanların meydane getireceği zararların sorumluluğu. 6- ağaç kesmek. 7- hurmalıkların bakımı. 8- ev ile ilgili suçlar.
Ticaret alış veriş:
1- tüccardan borç alma.2- büyük tüccarlar namına iş yapan küçük temsilciler, ve bunların kaşılıklı hukuku. 3-meyhanecilik 4-nakliye suçları. 5- haciz ve borç için insanların rehin edilmesi.6-emanet veya depozite.
Evlilik aile ve mülkiyet:
 1- bir baş rahibeye veya evli kadına iftira. 2- evli bir kadının tarifi. 3-zina 4- kocanın yokluğunda tekrar evlenme. 5-boşanma. 6-köle kızlarla cinsi ilişki. 7- hasta zevcenin bakımı. 8-kocadan zevceye hediyeler. 9- eşlerin, borç işlerinde birbirlerine yükümlülükleri. 10- kocayı öldürme. 11- yakın akraba arasında gayri meşru ilişkiler. 12-tamamlanmamış evlilik. 13- zevcenin ölümünden sonra evlenme hediyelerinin miras yolu ile geçişi intikali.14- babanın oğula hayatta iken mal bağışlaması.15-erkek evlatlar arasında  veraset meselesi. 16-erkek evladın mirastan mahrum edilmesi. 17- evlatlık edinme. 18- dul kadının mülkü. 19- hür kadınların kölelerle evliliği.20-dul bir kadının tekrar evlenmesi. 21- evlat edinme ve süt analık.
Taarruz ve kısas:
1-babaya taarruz. 2-Erkeklere taarruz. 3- çocuk düşürme.
Meslek adamlarına ait suçlar:
1-Cerrah,2- baytar,3- berber veya kölelikdamgasını vuran kimse. 4-Usta mimar.5- Gemi ustası ve gemici.
Tarım:
1-mevsim işçilerinin kirası. 2-hayvan ve araba kiralanması. Çoban kiralanması. Tarım aletlerinin suiistimali.. Öküz çobanının kirası.
Esirler, Köleler:
1-esir satış sözleşmeleri. 2- memleket dışında köle satışı.
Yukarıdaki tasnifteki kanunlar bir sistem içinde tasnif edilmemekle beraber yinede  kendine göre bir tasnife tabi tutulmuştur.------------------------------------------------------------------------------------------------------
YUNAN ALFABESİNİN KÖKENİ ve İNSANLIĞIN ÇIKIŞ MERKEZİ:
Yunan yazısından söz ederken, Mikail Ventris tarafından çözülmüş olan Linear yazıyı  göz önünde bulundurmak gerekir. Misal, Herodotos’a göre Yunanlılar yazıyı Fenikelilerden öğrenmişlerdir. Yunanlıların Fenikelilerden öğrendikleri alfabe 22 harften oluşan kuzey sami alfabesidir. Neticede,  bu alfabenin MÖ.8.yüzyıl sonlarına kadar. Bu bölgede yaygın şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Fenike yazısı, en erken yunan yazısı gibi sağdan sola doğru yazılması ve fenike harf isimlerinin, yunan alfabesindeki harf isimlerine çok benzemesi, alfabenin Doğu kökenli olduğunun güçlü belirtileridir.
Son araştırmalar göstermiştir ki, Yunanlıların alfabeyi öğrendikleri yer, onların ticari amaçlarla Suriye sahillerine kurdukları yerleşim merkezleridir.Bu ortak kaynaktan dağılan alfabe önce büyük ticari merkezler olan Girit ve Rodos gibi yerlere, oradan da Yunanistan’ın diğer bölgelerine yayılmıştır.
Sonuç Ege Adaları ile doğu ülkeleri arasında ticaret yapan bazı Yunanlılar Suriye-Fenike sahillerine yerleşmişler ve geç geometrik devirde MÖ.8. yüzyıl ortalarında bölgedeki Fenikelilerden yazıyı öğrenmişler.Fenike alfabesini kendi dil yapılarına uyarlamışlar. Misal sesli harfi bulunmayan Fenike alfabesindeki bazı harflere sesli karekter kazandırmışlar. Antik kaynaklar bize, Yunan ve Romalılarında günümüzde olduğu gibi, bir takvim kullandıkları ve bu takvimde her ayın 29 veya 30 gün sürdüğünü göstermektedir. Önemli bir olayı takvim başlangıcı (ERA) olarak kabul etmesidir.-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

SUMERLER VE ANTROPOLOJİ:
Diğer adlarıyla Kenger olarak anılan halkın, Mezopotamya’ya yaklaşık günümüzden 5500 veya 6000 yıl önce geldikleri, varsayımından hareket ederek, Şu gerçeği unutmamak lazım “ilk defa ırk, ulus ve halk kavramına sahip olan en eski dil İbranicedir”.
Hemen konuya gireceğim. Mesela “ Sumerian Art Illusrated by Objects from British Museum London” 1969 da yayınlanan eserde, İdi-Narum (mesleği değirmenci)un heykeli, Ön cepheden yapılmış olduğu için yine de kafa şekli dolikosefal görünümünde olup, gözler iri ve yuvarlak , kaşlar yarım hilal şeklinde ve çatık. Burun iri, uzun ve geniş. Yüz hatları ay gibi büyük  ve yüzü sakallıdır.
Diğer taraftan aynı eserde sumer heykellerin başı ve yüzü traşlı, kafa ultra dolikosefal, gözler iri ve yuvarlak, kaşlar yay şeklinde, alından buruna  geçiş dümdüz , burun kalın, uzun ve ucu gaga şeklinde. Elbisesi ise uzun maxı şeklindedir.
Adı Kur-lil, isimli sumerli fizyonomik olarak, omuzlar gelişmiş, kol kasları güçlü. Kafa  büyük ve dolikosefal, burun uzun, iri, yuvarlak ve burun ucu kalın, gözler iri  badem şeklinde, kafa ve yüz traşlı. Birde alın başa doğru meyilli.
Sumer kralı Earnatan; kafa ultra dolikosefal ve iri, başı ve yüzü traşlı, hilal şeklinde kalın kaşlı, gözler iri ve badem şekilli. Burun kalın, uzun kavisli ve gaga şeklinde. Kol ve omuzlar güçlü ve kaslıdır.
Birde sumer-akad karışımı Sumer kralı Gudea’nın fizyonomisi mezosefal başlı, yuvarlak tombul  yüzlü, inadına kalın çatık kaşlı hilal şeklinde. İri yuvarlak  gözlü, başı haleli yani tacı var. Burun uzun, kalın ve ucu yuvarlak, çene yuvarlak. Kol ve omuz kaslı güçlü ve gelişmiş.
Nippur kazısından elde edilen adak levhası üzerinde “kazıma tekniğiyle çizilmiş Sümerlinin görünümü dolikosefal(uzun kafa)dır. Burunu kalın,uzun,kavisli ve gaga şeklindedir.
Sonuçta kısmı araştırmacılarca Orta Asyalı oldukları varsayılan sumerlerle ilgili  Mezopotamya bölgesinde yapılan kazılardan çıkan sumer heykelerinin bazıları profilden, bazıları da  ön cepheden yapılmış eserleri,  antropolojik açıdan  tanımlamaya çalıştım. Bir kere sumer heykellerin kafa yapıları çok iri yapıya sahip. Ayrıca  bazı uzman görüşüne göre; heykeltraş,  heykeli yaparken o bölgedeki farklı yapıdaki insanların  yüz, kaş, burun ,göz, saç, kafa şekli, kaş yapısı boy , kol, bacak vs. gibi organlarını  bir heykel üzerinde toplamaya çalışır.Ona en güzel görüntü heykeltraş eserine yansıtır. Yani ülke coğrafyasının  insanlarının özel   karekteristik  yapısını  ortaya çıkarır .                                                                                                                               Bazıları sumer dilinin aslı, Orta Asya  Türk dilidir diyor da.niçin sumer dilidir demiyor. Sumer dilinin bitişken olduğu, iyide yaşıyan dillerden yapısı bitişken birkaç dil var. Mesela Fin dili bitişkendir. O zaman diyeceksin ki onlarda Türk. Malum Türk - Çin ilişkileri çok ileri. Türkler zaman zaman Çin sarayından kız kaçırmış. Nesil fizyonomik ve kültür  dili olarak birbirine karışmış. Ortak kullanılan kelimeler çin ve türk dilinde kullanılmış.  Örneğin Babil de  tek dil konuşan halk, Allah’a isyanları yüzünden   parçalanarak  Babil’den dünyaya dağıldı. Zamanla  birbirlerinin dillerini anlamaz hale geldiler. Yüzyıllar sonra mal ticareti sayesinde o dağılan halklar yeniden tanışarak ortak anlaşılabilecekleri diller ortaya çıktı.  Şunu söylemek istiyorum. Bundan anlaşılmakta ki İnsanlığın çıkış merkezinin Ortadoğu, Arap yarım adası, Filistin ve Sirilanka olduğu bir gerçek.  Özellikle arkeoloji ve dinler tarihi araştırmacılarının geldiği noktada şimdilik bu. İleride yeni araştırma ve kazılar aracılığıyla daha değişik bilgilere ulaşılabilir.İleriki yıllarda bilim adamları, insanlığın çıkış noktasını bulabilir. Buradan şu gerçeğe varmak lazım. Çünkü insan yaratıkların en üstün ve şereflisidir. Kültigin de ultra brakisefal görünümünde ama doğrusu Asya , Orta Asya ve uzak Asyalı halklar brakisefal genelde yuvarlak kafalıdır. Malesef Orta Asyalı heykeltraşlar, heykelleri ön cepheden kabartma olarak yapmışlar. Ayrıca  profilden de resmedilmelidir ki daha akla yatkın  bilgiye ulaşılabilsin.Şöyle ki Asyalıların yüzde 70 i uzun kafalı, yüzde biri uzun kafalıdır. Eski Yunanlılar dolikosefal halk olup Küçük Asyanın otoktron halklarındandır.                                                                                                       Netice itibariyle 1930 yıllar Türkiye’sinde böyle bir hata yapılmış. Mesela Etiler-Sumerler Türk denmiş. Ama bilim camiasından kimse inanmadı. Hatta Macarlarda, sumerce- macarca ile akarabadır diyor. Fakat buna herkes dudak büküyor. Şu tezi göz önünde bulundurmak lazım bilinen üç tip kafa var. Brakisefal, mezosefal ve dolikosefaldir. Küçük Asya da Akdeniz ırkı bu ırkın ataları ise ön Akdenizlilerdir. Dinarik ırk. Örneğin dinarik ırk Urartu iskeletlerinde görülür.    Şimdi Adriyatik ırkın ,İskoçya’nın kuzeyinde yaşadıkları tesbit edildi. Alp adamıyla karışmışlar.                                              
 Tarih sil baştan  araştırma sonucunda Orta Asya’dan geldiğini sanan Türk , atalarının Afrikadan Anadolu’ya  geçtiğini öğrenebilir, öylemi? Kesinlikle bu İzlandalıların başına geldi. Aanadolu’da Türk dili ve kültürünün yayıldığını biliyoruz. Genetik veriler  Anadoluya gelen türk geninin burada fazla yayılmadığını göstriyor. Kendinizi Türk sayabilirsiniz ama kökleriniz başka yere uzanabilir. Teknolojinin başarısı “Dünya büyük köy” oldu gibi.İnsan köklerini merak edebilir.İnsanlığın ilk merkezlerinden biride Asya denebilir.Sonuçta birşey elde edemezsiniz.

İNSAN OLMAK


1650 -1900 yıllar arası “köle ticareti” sonucu Afrika kıtasından Amerikaya yaklaşık 10 milyon insan getirildiği tahmin edilmektedir.
Amerikalı Modern Müslüman Kadınların Portresi isimli eserin en etkileyici kısmı  bir zamanlar Hırıstiyan olan Hatice Beruni adlı kadının, islamiyetle tanışmasını konu eden  kısa bir öykü:
Küçük Hatice’nin ninesi bana ninni söylerdi. O ninni şöyle idi. “Bana o eski dinimi verin, O eski dinimi verin... O eski dinim bana yeter…” Küçük Hatice, ninesine neden hep aynı ninniyi söylediğini sorduğunda  ninesi ona şöyle der. “Evladım, dualarımızı işiten bir tanrı olduğunu çok iyi biliyorum; ama bazan merak ediyorum.
Günümüzdeki araştırmalara göre, Amerika’ya köle olarak getirilmiş Afrikalıların yüzde on ile yirmisinin Müslüman olduğunu göstermektedir. Köle olmaya zorlanmış Müslümanları diğer Afrikalılardan farklı kılan özellikleri şöyle “Avret yerlerini örtmekte çok büyük ihtimam gösteren, Arapça okuyup yazabilen, islama ve Afrikaya karşı çok saygılı ve tek  Allah’a inanan insanlar.” Aslında Afrika’ya getirilmiş Müslümanların kölelerinin asıl vatanları Afrika değil Arap yarım adasına dayandığını iddia etmeye kadar gitmiştir.
Medine Vesikası Peygamberimiz hicretin ilk yıllarında nüfus sayımı yaptırır. Nüfus sayımı sonuçları Medine’de 1500 müslüman, 4000 Arap müşrik ve 4000- 4500  arası Yahudi unsur bulunmaktadır.
İhlasın Kırılma Noktaları: Üstad Bediüzzaman’ın insi ve cinni şeytanların önemli desiselerinden biri olarak ele aldığı ve korku ile kastettiği husus, değişik dehdit, vehim ve endişeler sebebiyle Kur’an hizmetlerinden geri durmaktır. İşte bu korkuda ihlası kıran sebeplerden biridir. Bediüzzaman’ın korku ve endişelerin reçeteside “Hasbünallah ve nimel-vekil/ Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.duasıdır.
Üstad diyorki “Bu dünya darü’l-hizmettir, ücret alma yeri değildir. Dine hizmetin karşılığında, dünyevi beklentilere bağlanmak ihlasın kırılmaması ve kaybolmaması önemli düsturdur.Üstad Bediüzzaman derki;
Hastalık damarı insanda en zayıf damarlardan biri ve yapılacak hizmetlerin önünde dehşetli bir engeldir.
Hastalığa önem verdikçe hissi nefis galebe çalar. “zarurettir , mecburiyet var. der, ruh ve kalbi susturur, doktoru müstebit bir hekim gibi yapar, tavsiyelerine ve  verdiği ilaçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise fedakarane, ihlasla hizmete zarar verir. Üstadın ifadeleri yanlış anlaşılmamalı, elbette Allah’tan sıhhat ve afiyet istenilecek, burada dikkat edilecek husus gerektiğinde doktora müracaat edilecek der.

İNSANLIĞIN ÖNDERLERİNDEN BAZI ÖRNEKLER


KONFÜÇYÜS: MÖ.551 yılında Lu devletinin bulunduğu bölgede doğmuş ve o coğrafyada yaşadığı söylenir. Annesi ona nurdan gebe kalmış ve annesi 80 yıl O’nu yani konfiçyüsü karnında taşıdıktan sonra ak saçlı,ak sakallı olarak  doğurmuş.
BUDDHA: Metafizik meseleler hakkında sorulara hiç cevap vermemiştir. Ölüm isteyen insan “Nirvanaya erişemez” Başka birmisaldaha: Alemin(evrenin) aslını bilmek,ne murakabeye yarar,ve hayatı için doğru olan yolu buldurur, ne de kurtuluşa yardım eder. Bu türlü sorulara bulunacak cevaplar, ancak aklın cevapları olacaktır.
SOKRATES: MÖ.5.yy da Atina  devletinde doğmuş. Sokrates ruhun ebediliğine inanıyordu. Ayrıca kadere inanırdı. Sonunçta mahkemenin verdiği kararla zehirleyerek öldürüldü. O dönem Atina devletinde cenazeleri kadın olsun,  erkek olsun. Cenaze yıkayıcılar kadındı.Sokrates zamanında Atina devleti ile Isparta devleti yıllarca savaşmış.
Hz.MUSA ve MESOPOTAMYA: Eski dünyada iki büyük nehir ve iki büyük medeniyetin şah damarı oldu.Fırat,Nil , Mesopotamya’yı sulayan Fırat, birde bu iki nehir çevresinde bir çok imparatorluklar kuruldu. Suriye ve Filistin asırlarca bu iki cihetten gelen insan dalgalarının altında kaldı.
Ya doğudan Asurlular, ya batıdan Fıravunlar yada kuzeyden Hititler ve daha da bir çok kavimler arasında buranın yerli halkıyla karıştı. Filistin bu karma zamanlarında  MÖ.13 ile 14.yyda bir çok kavimler arasında birde İsrailliler adında bir kavim görülmeye başlar.
İsrail adı, ilk defa Fıravun II.Ramses’in oğlu Merneptah tarafından Libya ve Yunan denizlerinden gelen   muhacirlere karşı kazanılmış zafer için Teb’deki tapınağa dikilen şeref sütununda görülmüştür.Yıl mö.1232-1224.  
İsrailoğullarının ataları hz.İbrahimdir. İbrahim (a.s) anası mağarada doğurmuş
Babil hükümdarı o dönem Nemrut’tu Bir süre hz. İbrahim Harran’da dolaşmış. Daha sonraları kıtlık sebebiyle Mısır’a gitmiş. O zamanda Mısır kralı Fıravundur.Hz.İbrahim’in oğlu İshak(a.s) Aramilerden Rebeka ile 40 yaşında evlenmiş.
Yahudiler İbrahim (as)ın torunu İsrailin soyundan gelir.
Hz.Musa 40 yıl kavminin başında kalır.Hz.musa dön.de eşek ve öküzün tarımda ve yükte kullanıldığı görülmektedir. Musa (as) zamanında ceza hukukunda kısas uygulanmış. Birde o dönemde köyler varmış. Toprak 6 yıl işlenir ekilir,biçilir. 7.yıl nadasa bırakılırmış.  Musevilerin birbirlerinden faiz alıp, vermesi yasakmış.Fakat yabancılardan faiz alınırmış.Zaten yabancılarda Yahudilerden faiz alırmış.Yahudiler yüzyıllarca devletsiz kalmışlar ve dünyanın her köşesine yayılmışlar. 1960 lı yıllarda dünyadaki Yahudi nüfusu 11,5 milyondu.------------------------------------------------------------------------------

ÖN ASYA KÜLTÜRLERİNDE TANRI VE TANRIÇA YORUMU


Sumer,Akad,Babil,Asur,Hatti-Hitit ve Eski Yunan (Greek),Roma gibi medeniyet kurmuş asyatik kavimlerde  tanrı-tanrıça kültürü ismi alanlar aslında normalinde insan yani yer, içer ağlar,güler evlenir aşık olur. Ama yeryüzündeki doğa ve hukuk gibi konuların uzlaştırıcısıdır. İnsanlar dua ederken Allah’a yalvarırken bu tanrı-tanrıçayı aracı koyarak yalvarır. Bakın Arap kavminden resul-elçi olan Hz. Muhammed elçi olarak görevlendirilmeden  önce Araplardaki  meşhur aracı put isimli tanrıların  en meşhurları Hübel, İsaf, Naile , Men, Menat, Uzza gibi aracı putlar vardı. Kul,Allah’a isteklerini iletmesi için Kabedeki  putlara sorunlarının çözülmesi  noktasında  putlara yalvarır,yakarırdı.Kulların isteğinide Put(heykel)  da güya ,Kulun arzu isteğini ,Tek olanAllah’a bildirmiş oluyordu. Son resul-elçi olan  Hz. Muhammed (sav) Allah tarafından   görevlendirilince. Allah inancı,yani tevhid noktasında  teke indi. Resul,Aracısız ve şirk koşmadan Allah’a yalvarıp dua edeceksiniz mesajını, tek ve sonsuz güç sahibi olan Allah’ın kullarına ulaştırdı. Böylece tevhid inancı yani Allah’ı birlemek inancı netleşti.
 Sonuç olarak eski çağda çok tanrılı din anlayışı Son  peygamber resulla beraber kalkmış . Çok    tanrıcılık yok oldu

SUMER ve AKKAD’LARLA İLGİLİ TARİH VE DİL BİLİM ARAŞTIRMASI


SUMERLER:  Mezopotamya (Güney Irak’a) ya  mö.3500 ile 2000 yılları arasında  yerleşmişler.   Sumer tarihi mö.3 binlerde  başlar.Sumer şehirleri  tapınakların çevresine kurulan evlerden oluşmaktadır. Mezopotamya’da taş bulunmadığı için kerpiç ve tuğla imalatını öğrenip, ev ve hayvan barınağı yapmışlardır.
İlk defa yazıyı kullanarak yazılı tarihi başlatmışlar. Sumerler, halk arasında“kengerler “diye anılırlar. Mesopotamya ‘da  Kengerler bin yıl yaşamışlar. Ön Asya uzmanı: Landsberger; Sumerlerin  Güney Irak’a,  Bahreyn ‘nin Tilmun adasında  geldiklerini  söylemiştir.
AKKADLAR: Sami soylu bir ırktır. Tarih sahnesine Suriye’de çıkmışlar.Savaşçı olan bir çöl halkıdır.  Akkadlar, Sumerleri  yenip  egemenlikleri  altına almışlar. Daha ileri gidip Anadolu’nun bir bölümünü ele geçirmişler. Sumerler ile Akkadlar  arasında ırk çatışması çıkmamış. Akkadlar imparatorluk dönemlerinde Sümerceyi  hep kullanmışlar.
 Sumer ve Akkad  kavimleri çivi yazısı kullanmışlar. Bu medeniyetleri arkeologlar  gün yüzüne çıkarmışlar. Çivi yazısını filologlar çözdükten sonra kelime ve metin araştırmalarına başlayıp, bu dilleri konuşanların iç dünyasına nüfus etmişler. Böylecede Assur-Sumer bilimi doğmuş oldu.
Bu tabletlerin çözümünde ,hukukçular, din tarihçileri, zıraatçılar,madenciler,zoolaglar v.s ile işbirliği yapıldı.
Ölü dillerde telaffuz yoktur.Yani hangi aksanla konuşulduğu bilinmez.Sadece  karekter denilen şekiller vardır.Bu şekiller ( karekterler)   latin alfabesine   çevirilmiştir. Yani ölü dillerin nasıl  konuşulduğu bilinmemektedir.
Lidya dili sağdan sola doğru yazılıdır. Ancak bu dilin %50 si çözülebildi. Kısaca hind-avrupa dil ailesindendir.
Heredot’a göre Yunanlılar yazıyı Fenikelilerden öğrenmişler. Fenike alfabesi  22 harfli  olup  adı Kuzey Sami alfabesidir. Bu sami alfabesi Mö.8.y.y sonlarına kadar yaygın şekilde kullanılmış. En erken yunan yazısı gibi SAĞDAN SOLA doğru yazılmasıdır. Buda bize alfabenin doğu kökenli olduğunu gösterir.Bir doğru  ilave  İnsanlığın ilk çıkış merkezi doğudur.
Likya dili, hind-avrupa dil ailesindendir.Dil kısmen çözülmüştür.
Şimdi  aşağıda seçme olarak  Sümerce ve Akkkadça  örneklerin Türkçeleride  verilmiştir.
SÜMERCE-TÜRKÇE:
AZU: hekim
A.MA: ana
Bal: isyan etmek
BALA:saltanat yılları (akkatçası: palu)
DUMU: oğul, evlat
E: ev, mabet
EME: lisan,dil
GEME: kadın köle
GUD: sığır
HAR.RA:  faizli borç.
İGİ: göz
KA: kapı  // KA.GAL: şehir kapısı
KARAŞ:  karargah
KASKAL:  yol,sefer.
MU: isim,ad.
MU: yol
MUSSA: damat
NUN: prens, hükümdar
NINDA: ekmek
SAL: kadın
SILA: kuzu
TILLA: sokak, meydan
TUR: küçük
UR:insan, er
ZAL:parlak
AKKADÇA –TÜRKÇE:
Ahu: kardeş
Ahu: yabancı
Alpu:  öküz
Amelu: insan,er
Asu:hekim
Babu: kapı
Banu:  bina etmek
bitu: ev
edu, idu: bilmek, tanımak
idu:  kol
harranu:  yol,sefer
hattu: asa, sopa
ibru / ebru: dost, arkadaş
imeru: eşek, eşek yükü
kamu:bağlamak
karasu:  iftira etmek
kurunnu: şarap
lisanu: dil, lisan
mihru: akran,eşdeğerde insan
maru(mar’u): oğul, evlat
matu:  ölmek 
mutu: ölü
palasu: delmek, delik açmak
panu: ön, çehre
pu(KA):  ağız
sagu: (kanuna göre) hareket etmek
şammu: ot,bitki.
Şibu:  yaşlı, şahit.
Ummu: anne, ana
Zeru: tohum