31 Aralık 2008 Çarşamba

OSMANLI PADİŞAHLARININ FİZYONOMİSİ

Sultan I.Osman (1281-1324): Esmer ve siyah saçlıdır (res. göre: Dolikosefal görünümlü kara çatık kaşlı ve kara gözlü olup göz rengi eladır. Düz ince narin burunlu. alıdan buruna geçiş düzdür.Kara Sakallı ve bıyıklıdır.) Ertuğrul Gazinin oğlu ve Osmanlı yazılı kaynaklarda koyu tenli (yani esmer derili demektir. siyah kaşlı, siyah ela gözlü, uzun boylu olarak tanımlar.)

Sultan Orhan.I(1324-1360) : açık tenli, ela gözlü, uzun ve nur yüzlü olarak tanımlanmış. (portredenden anlaşıldığına göre: Dolikosefal kafa, uzun yüz, dar alın, iri badem göz, ince uzun estetik ve düz  yapılı buruna sahip, alından buruna geçiş düz,sakal, bıyıklı sakal rengi sarı ve kumral da denebili;düz üstü oturmuş.)

SultanI. Murad (1360-1389) Orta boylu, yuvarlak yüzlü, açık renk tenli, hafif şehla gözlü olduğu söylenir. (portreden tanım: Bırakisefal kafa, İri yuvarlak gözlü, ince düz orta uzunlukta burunlu, alından buruna geçiş düz, ince hilal kaşlı, kara sakallı ve bıyıklı .Diz üstü oturmuş.)

Sultan I. Bayezid (1389-1402) Yuvarlak yüzlü, pembe yanaklı, açık renkli ve uzun boylu olarak tanımlanır. (portreye göre: badem şekilli irive lacivert gözlü, İnce uzun ve ucu çengelli burun, alından buruna geçiş düz.Ressam yüzünü uzun yapılandırmış. Hiçte yuvarlak yüzlü değil. Sadece  kara bıyık ve sakallıdır (res.göre: dolikosefal, badem şek. iri gözlü, uzun düz narin burunlu. Siyah sakal ve bıyıklı. Diz üstü oturmuş)

Sultan I.Mehmet (1403-1421) anası Devlet hatun’dur. Uzun boylu ve ince,  siyah saçlı, koyu ela gözlü olduğu söylenir.(portresinde brakisefal kafa, geniş alın kara ince hilal kaş, badem şek. göz yapılı, ince uzun burun. Alından buruna geçiş düz.Sakal ve bıyıklı ve reng siyahtır.Diz üstü oturmuş)

Sultan II. Murad (1421-1444) : ana adı Emine. Ortaboylu, açık renkli, güler yüzlü olarak tanımlanır.( portreye göre: iri ve badem gözlü, ince uzun düz ve burun ucu yuvarlak,alından buruna geçiş düz. uzun yüzlü  o halde dolikisefal ve siyah sakal ve bıyıklıdır.Diz üstü oturmuş.)

Sultan II. Mehmet (1444-1446, 1451-1481) Huma hanımın oğludur.(portreye göre, brakisefal, geniş alın,alından buruna geçiş düz,çatık hilal kaşlı.ince uzun düz burun. Badem şek.ela gözlüdür.Siyah sakal ve bıyıklıdır. Diz üstü oturmuş.)

Sultan II.Bayezit (1481-1512) Orta boylu, buğday tenli, sert bakışlı olduğunu söyler. ( portreye göre: Dolikisefal, sarı sakal ve sarı benizli  uzun yüzlü, ince uzun ve kavisli burunlu,alından buruna geçiş düz, ela gözlü. sakallı ve bıyıklıdır. Diz üstü oturmuş.)

 Fatihin ve Mükrime hanımın oğludur.

Sultan I. Selim (1512-1520) Ayşe hanımın oğludur. (portreye göre: Brakisefal kafa, yuvarlak ela  gözlü, ince orta uzunlukta ucu topuzlu burunlu,alından buruna geçiş düz, yüzü traşlı ve siyah bıyıklıdır,yuvarlak yüzlüdür.Gösterişsiz sade bir yaşamı benimsemiştir.Diz üstü oturmuş.)

Sultan I. Süleyman (1520-1566) Yavuz sultan selim ve Hazfa hanımın oğlu. (portreye göre: yuvarlak yüzlü,mesosefal kafalı, pembe yüzlü, iri yeşil gözlü, uzun  ince düz burunludur.Alından buruna geçiş düz,saç ve sakalı grileşmiş renkli.Diz üstü oturmuş. )      

Sultan.II.Selim (1566-1574) Hürrem Sultanın oğlu. “Sarı Selim diye anılır.  Açık renkli, kızıl saçlı ve açık renk gözlü olduğu resimlerinde görülür. (portreye göre: geniş alın, yuvarlak yüz brakisefal kafa, küçük yuvarlak ela gözlü, ince düz burunludurAlından buruna geçiş düz. Siyah sakal ve bıyıklı.Diz üstü oturmuş.)

Sultan III. Murad (1574-1595) anası Nurbanu sultan. Kaynaklara göre: orta boylu ve kumral diye geçer. (portreye göre: badem şek. ela koyun gözlü, siyah ince kaşlı, ince uzun düz burunlu,alından buruna geçiş düz. Uzun yüzlü dolikosefal kafalı ,  pembe yüzlü, siyah sakal ve bıyıklıdır.Diz üstü oturmuş.)

Sultan II.Mehmed (1595-1603) Safiye sultanın oğlu. Kayn. göre zayıf iradeli ve evhamlı bir kişidir. (portreye göre:brakisefal kafa, badem şekilli ve ela gözlü, uzun ince düz ve sivri burunlu.Alından buruna geçiş düz, ince hilal kaşlı, pembe yüzlü, kara sakal ve bıyıklı ve yuvarlak yüz ve geniş alınlıdır.Diz üstü oturmuş.)

Sultan I.Ahmet (1603-1617) Kayn.göre: sakin ve iyi huylu bir kişi. (Portreye göre: dolikosefal kafa, uzun ucu sivri burunlu, iri kara gözlü, pembe yüzlü ve siyah sakal bıyıklıdır.) Anası Handan sultan.

Sultan  I.Mustafa (1616-17,1622-23)  Kaynak. dengesiz ve çocuksu hareketleri olan, solgun, faqkat güzel yüzlü kişi. Hatta deli olduğu olduğu söylenmiş. Ancak dengesizliği yüzünden onun kerametine inanıp, deli değil veli diyenler bile olmuş. (portreye göre, brakisefal kafa, küçük siyah gözlü, düz ince burunlu,alından buruna geçiş düz, hilal kaşlı, pembe yüzlü, siyah sakal ve bıyıklı.Diz üstü oturmuş.)

Sultan II.Osman (1618-1622)  anası Mahfiruz hanımın oğlu. (portresine göre: brakısefal kafa,uzun yüz, iri ve ela göz, düz ve uca doğru kalın buruna sahip,alından buruna geçiş düz, sakalsız yani traşlıdır.Diz çökerek oturmuş durumdadır.)

Sultan IV.Murat 1623-1640)  ana adı Mahpeyker dir. Fizyonomisi: uzun boylu, geniş omuzlu sert bakışlı bir kişiliğe sahip. saşavkan tiptir. (portresi: uzun yüzlü ,uzun ince ve ucu kalın burunlu,alından buruna geçiş düz,iri ela  gözlü, siyah sakal ve bıyıklı olup bağdaş kurup oturmuş vaziyettedir.)

Sultan İbrahim(1640-1648)  Ana adı Mahpeyker dir. (portresi uzun yüzlü dolikosefal kafalı, Badem şek. iri ela gözlü, düz dolgun burunlu.dur.Alından buruna geçiş düz.Sakalı ve bıyığı beyaz.)

Sultan IV.Mehmed (1648-1687) Ana adı Hatice Turhan dır.  Orta boylu, açık renkli kişidir.(portresi kara sakal ve bıyıklıdır. brakisefal ince düz burunlu, alından buruna geçiş düz, hilal şek. çatık kaşlı. iri siyah gözlü, diz üstü oturmuş durumda.) Ayrıca dindar ve iyi kalplidir.

Sultan II.Süleyman (1687-1691) Ana adı Saliha’dır. Kaynaklar iri yapılı ve yumuşak huyludur.(portresi, yuvarlak beyaz tenli, çukur ve iri ela gözlü,, uzun ve ince burunlu, alından buruna geçiş düz, sarı saçlı şimdi sakal ve bıyıklar aklaşmış.)

Sultan II.Ahmet (1691-1695) ana Hatice Sultan. Kızıl sakallı, ince düz uzun burunlu, esmer bir kişidir. (portresi, gözleri iri yuvarlak ve siyah. burun ince düz ve uzuncadır. Kaşlar ince ve çatık. Alından buruna geçiş düz,diz üstü oturmuş vaziyette.)

Sultan II.Mustafa (1695-1703)  ana adı,Gülnuş dur. Adil padişahtır.(portesi, iri, ela ve yeşil gözlü,kaşları hilal şek. burun düz uzun ve incedir yüzü açık beyaz. kumral sakal ve bıyıklı. alından buruna geçiş düz,olasılıkla brakisefal ve yuvarlak yüzlüdür. diz üstü oturmuş vaziyette.)

Sultan III.Ahmet (1703-1730)   anası Gülnuş haqnımdır. (portresi, dolikosefal,uzun yüz, dar alın düz ve uzun burun yani alından buruna geçiş düz. küçük yuvarlak gözlü. Sakal ve bıyık kumral yani buğday renginde. diz üstü oturmuş.)

Sultan I.Mahmud(1730-1754) ana adı Saliha. kısa boylu ve kamburcadır. İri badem şek.gözler. uzun yüzlü, uzun ince düz burunlu ve alından buruna geçiş düz, brakisefal kafalı, sakal ve bıyık  koyu renkli, diz üstü oturmuş.)

Sultan III.Osman (1754-1757) Ana adı Şehsuvar. İradesi zayıf ve sinirli kişidir. (portresi; brakisefal kafa, düz geniş alın, alından buruna geçişdüz, ince uzun burun, badem şek. iri gözler. hilal ince kaşlar. sakal bıyık siyah , diz üstü oturmuş vaziyette.)

Sultan III.Mustafa (1757-1774) Ana adı Mihrimah hanım. (portresi, dar alınlı uzun yüzlü iri badem ve ela gözlü,ince uzun düz burunlu ve alından buruna geçiş düz.ince hilal kaşlı,  kahve renkli sakal ve bıyıklı.)

Sultan I.Abdülhamid (1774-1789) anası Rabiya sultandır. İri badem şek. ela gözlü,esmer renkli, orta kalılıkta burunlu  ve alından buruna geçiş düz.Sakal ve bıyık siyaha yakın az açık renkli.)

Sultan III.Selim (1789-1807) anası Mihrişah dır. (portreye göre,dolikosefal kafa, alından buruna geçiş düz,  uzun düz burun, iri badem şek. ela göz, ince kaşlar.Uzun yüzlü kahve rengi sakal ve bıyıklı.)

Sultan IV.Mustafa (1807-1808) anası Ayşe Sineperver. Uzun yüzlü dar alınlı ,ince düz burunlu, alından buruna geçiş düz. küçük ela gözlü,ince hilal kaşlı. Sakal ve bıyık siyah.)

Sultan II.Mahmud (1808-1839) anası Nakşidil dir. (portesine göre, Yuvarlak yüzlü, düz alınlı, alından buruna geçiş düz, brakisefaldır. gözler yuvarlak ve eladır.burun düz ve kalın yapılıdır. Kaşlar ince hilal şek. sakal ve bıyık koyu kahve renklidir.)

Sultan Abdülmecid (1839-1861) anası Bezmialem sultandır. Brakisefal kafa, yuvarlak yüz ve alından buruna geçiş düz. Gözler küçük ve yuvarlak sakal ve bıyık kahverengidir. Düz ve narin kısa burunludur. Tahtta oturur vaziyettedir.)

21 Aralık 2008 Pazar

AHISKA TÜRKLERİ

Anadolu Türklüğünün ve Doğu Anadolu Türk kültürünün Gürcistan sınırları içinde kalan bir parçasını meydana getiren Ahıska Türkleri,Kafkas ötesinde ki Türk etnisitesinin ve kültürünün de önemli bir temsilcisidir.Ahıskanın Kafkasyaya uzak olması Ahıska Türklerinin Kafkasya ve çevresinde yaşayan diğer Türk boylarıyla ilişkiye geçmelerini engellemiş, Ahıskalılar daha ziyade Osmanlı kültür çevresinin, Azerbaycan’ın Gürcistanın etkisi altında kalmışlardır. Anadolu Türklüğünün bir parçası olarak kabul edilmeleri sebebiyle, Sovyet hakimiyeti döneminde Türk kökenli halklar içinde yalnızca Ahıskalılar “Türk” olarak resmi belgelerde yer almışlardır. İkinci Dünya savaşı yıllarında Sovyet hükümetine karşı ayaklanarak Kızıl orduyla savaşan ve “vatan hainliği” suçlamasıyla Kafkasyadan sürülen Karçay-Malkar Türklerive Çeçen-İnguşların aksine,Ahıskalılar Türkiye-Sovyetler birliği sınırında yaşadıkları ve Türk olarak adlandırıldıkları için potansiyel bir tehlike kabul edilerek 1944 yılı sonlarında sürülmüşlerdir.Günümüzde Ahıskalılar kendilerini Anadolu Türklerinin bir parçası olarak görmektedirler.
Ahıska Türklerinin yaşadıkları Gürcistan’ın güney batısında yer alan bölgenin tarihi adı Meshati, Meshetya,Mesheti-Cavaheti gibi değişik biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.Ahıska Türkleri yakın zamana kadar Meshet Türkleri adıyla tanınmaktaydılar. Meshetya bölgesindeki Türk hakimiyeti 16.yüzyıla kadar uzanmaktadır. Çaldıran savaşı sonrasında Kafkas ötesinde İran’ın üstünlüğüne son veren Osmanlı Devleti,Kanuni Sultan Süleyman döneminde 29mayıs 1555 tarihli Amasya antlaşmasıyla Gürcistan’ın batı bölümünü ilhak etmişti.Osmanlı,1578 tarihinde Çıldır üzerinden harekete geçerek Ahılkeleki zaptetti ve 24 ağustos 1578 de Tifis’e ulaştı. Meshetye bölgesindeki bazı Gürcü beyleri Osmanlının tesiriyle Müslümanlığı kabul ederken, Ahılkelek ve Ahıska civarına yerleşen yoğun Türk nüfusu bölgenin Türkleşmesinde önemli rol oynadı. Konya,Yozgat,Tokat gibi İç Anadolu bölgesinden getirilip Ahıska çevrsine yerleştirilen Türkler burada yaşayan diğer Türkmenlerle karıştı. Sonraki yıllarda bölgeye yerleşen Kürtler de Türk nüfus arasında asimile olarak onlarla kaynaştı. 18828-1829 Osmanlı-Rus harbine kadar Türk hakimiyeti altında kalan Meshetya,Osmanlı devletinin savaşı kaybetmesiyle Rusyanın hakimiyetine geçti. 24 temmuz 1828de Ahılkelek kalesini Osmanlılardan alan general Paskiyeviç komutasındaki Rus ordusu, 7 ağustosta Ahıska kalesini kuşatarak 17 ağustos ta kaleyi zaptetti. Böylece Osmanlı Devletinin Meshetya üzerindeki hakimiyeti sona erdi. 1829 Edirne antlaşmasıyla Ahıska tazminat karşılığında Rusyaya terk edildi.
Çarlık Rusyasının devrilmesinin ardından, 1918 yılında Kafkas ötesinde kurulan üç cumhuriyetten biri olan Gürcistan sınırları içinde kalan Ahıska Türkleri 1918 yılları arasındaki kargaşa yıllarında Türkiye ile birleşme çabaları girişiminde bulunana Ahıskalıların lideri Ömer Faik Nemanzade, Gürcü Menşevik idaresinden bölgeye özerklik verilmesini istedi. Haziran 1918 deki Batum konferansında Gürcistan Ahıskayı Türkiyeye vermeyi kabul etmişken, Mondros mütarekesiyle Ahıska ve Ahılkelek sancakları merkezi Kars olan yerli geçici hükümete yani( milli şura teşkilatı ) katıldılar. Gürcistan hükümeti 1918 de Trabzon antlaşmasıyla bu iki sancağı Türkiyeye bırakmışken, nisan 1919 da İngilizlerin Karsı işgali ve milli şura teşkilatının dağılmasıyla Ahıska Gürcistan tarafından işgal edildi. 1921 Martta Moskava antlaşmasıyla Ahıska, Gürcistan Sovyet sosyalist cumhuriyetinin Tiflis vilayetine bağlanarak Sovyetler birliğinin hakimiyetine girdi.
Ahıskalıların Kökleri:
Ahıskalıların Büyük bölümü Meshetyaya dönüş için çabalarken, Mevlüt Bayraktarov’un temsil ettiği bir grup,Ahıskalıların kendilerine etnik ve dini açıdan yakın olan ve aynı dili konuşan Azerbaycan’a göç etmesi gerektiğini savunuyordu. Diğer bir grupda kendilerini Türk değil Türkçe konuşan Müslüman Gürcü olarak tanımlıyorlardı. Ası köklerine dönüşten bahseden bu grup dil ve kültür açısından asimile olarak Türkleşmiş Gürcü olduklarını ileri sürenlerin lideri Latif Barataşvili Gürcistana yerleşmesine ve Gürcü vatandaşı olmasına izin verildi. 1970 lerde çok Türklere Gürcü adı verildi.
Sovyet birliğinde 1989 yılında yapılan nüfus sayımına göre bütün Sovyetlerde yaşıyan Ahıska Türklerinin nüfusu 207 bin 500 kişiydi.
Bunların 106 bini Özbekistanda, 49 bini Kazakistanda, 21 bin 300 Kırgızistanda, 17 bin 700 Azerbaycanda, 9900 Rusya federasyonu bölgesindedir.
Sovyet ve Sovyet sonrası Gürcü tarihçileri Ahıskalıların Türkleşmiş Gürcüler olduklarını ileri sürdüler. Onlara Ahıskalıların kökeni Asur belgelerinde ve Herdot, Strabon gibi eski gezginlerin yazdıkları eserlerde bahsedilen eski Gürcü kabilesi Meshetlere dayanıyordu. Orta Çağda Gürcü devleti içinde yer alan bu kabile 13.yüzyılda Cengiz Hanın ordusu, 14.yüzyılda Timurun ordusu tarafından fethedilmiş, 1555 yılında Osmanlılar tarafından paşalık haline getirilerek Osmanlı devletine bağlanmıştı. 300 yıl Osmanlılara bağlı kalan bu bölge 1829 da Rusya’nın bir bölgesi haline gelmişti.Gürci tarihçilerinin iddialarına göre Gürcü-Meshet kabilesi 16-19 yüzyıllarda Osmanlılar tarafından zorla Müslümanlaştırılarak Türkleştirilmişti.
Gürcü tarihçilerin aksine Ahıskalıların etnik kökenleri konusunda arkeolojik buluntular, Arap kaynakları ve kronikleri, dilbilim bulguları Kafkas Ötesindeki bu bölgede Türklerin varlığını 5-7. yüzyıllara kadar götürdü. Bu bölgedeki Türk-İslam medeniyeti 11-13.yyıllardaki Selçuklu hakimiyeti döneminde en üst seviyeye ulaştı. O devirde Meshet dağları Gürcü kralları ile Türk sultanları arasında sınır oluşturuyordu. Dolayısıyla bundan sonra Ahıska hırıstiyan ve İslam medeniyetleri ile Gürcü ve Türk kültürlerinin çatıştığı bölge olmaktan çıktı. Osmanlı-Türk etnik kimliğinin ve kültürünün hakimiyeti altına girdi.
Şimdi Ahıska Türklerinin ata yurtlarına dönüş yolunda önemli bir engel de Gürcistan’ın Cavaheti bölgesinde yaşamakta olan etnik Ermeni topluluğudur. 19944 Kasımında Ahıska Türklerinin Meshetya-Cavaheti bölgesindeki yurtlarından sürülmelerinin ardından bu bölgeye Suriye,Lübnan,İran ve Türkiye’den gelen mülteci Ermeniler yerleştirilmişlerdir.Günümüzde Cavaheti deki Ahılkelek ve Ninotsminda bölgelerinde 98 bin Ermeni yaşamaktadır. Yerel Ermeni halkı ağır silahlarla donatıldığı için Gürcistan hükümeti bölgeye müdahaleden çekinmektedir. Bugün Ahıska Türklerinin nüfusu 400 bine ulaşmış durumdadır. Onun için Gürcistan bu bölgeye Türklerin gelmesini istememektedir. Çünkü pan-türkizm kuvvet kazanır korkusu vardır.

KIPÇAK TÜRKLERİNİN TORUNLARI AHISKALILAR:
Kıpçak ve Kuman kelimelerinin nereden geldikleri hakkında bilgi verdikten sonra Kıpçakların üzerinde duralım.
Kumanları uzakdoğuda Amur nehri dolaylarında yaşadığı ve Murga adlı Moğol kavminin “Kur” kabilesine bağlama görüşü var.
Ayrıca “Kun” adının yine Moğol –Tibet karışımı olan Tu-yü-hun kavim adından kısaltma olabileceği diyenler var. Aslında beyaz ırkın özelliklerinden çehre ve bedeni yapılarında Moğol çizgisi yok.
Bazılarıda Kumanların ırkı özellikleri bakımından Ari(hind-avrupa) diyenlerde var. Buna karşılık mö.2.yy da Tanrı dağlarının kuzey yamaçları ile Isıkgöl dolaylarında oturan ve başbuğları “Kun-ma” ve Kun-mi” (kun-beğ,Kun-bi) diye anılan Hun soyu ve kültürüne sahip ve Türklere mahsus bir kurt efsanesine sahip ve m.s da varlıklarını sürdüren wu-sun (veya u-sun) kavminin Çin kaynaklarında kırmızı saçlı, kumral,mavi-yeşil gözlü olduğu ifade edilmiştir. Öteyandan İslam kaynaklarından Biruni ms.1050 yıl da yani 12.yy da Orta Asya’da KUR adlı bir Türk kavmi, 10.yy başında Kuzey Çin’de kurulan Moğol Ki-tan devletinin bilhassa 936 yıl.da Çin’de Liao sülalesi olarak bütün kıtayı ele geçirme teşebbüsü karşısında, yerlerini terk edip “Sarılar ülkesi”ne doğru çekilmişler.Bunlar Sarılarla aynı anlama gelen Kun’ların menşei bakımından ilgisi araştırılmalıdır.
Mervezi’ye göre kısmen Aral gölüne kadar çekilmiş olan bu sarıların “ya Sarı-Uyarlardan olabileceği veya “sarı-su” ırmak isminde Türgiş hakanının başkenti civarındaki İbn Hurdadbihin bahsettiği “Sarigh” kasabasında hatıratı mevcut.
Kıpçak-Kumun-kun meselesine dair son araştırma yapan Czagley’e göre durum şöyle:
Kumanların batıya göçünden önce Orta Asya’da İtil-Seyhun-İrtiş arasında Oğuzlar; Tobol,İsim çevresinde Kıpçaklar bulunuyordu. Daha Doğuda Mervezi’de Sarı-uygurlar yer alıyordu.
Rasovsky’e göre 9 ve 10.yy da İrtiş ve Ural arasındaki Kimek adlı Türk kavmini Kuman olarak değerlendirmektedir. Ona göre bunların bir oymağı Kıpçak idi. 10.yy dan itibaren Kıpçak adı bütün Kimeklere tedricen yani(istinaden) isim olmuş.
Kaşgarlı , Kimek(Yimek-imek) kavminden ve bu kavim Kıpçakların büyüğü sayıldığı halde Kıpçakların kendilerini ayrı tuttuklarından söz eder.
Kıpçakları Batı Göktürk topluluklarından görenlerde var.
Kıpçak-Kanglı ilişkisi:
12.yy a geldiğimiz zaman Kıpçak-Kanglıların iç-içe olduklarını görmekteyiz. 12.yy da kuvvetli ve kalabalık bir Türk kavmi olarak sahnede olan bu kavim Kıpçaklar olarak anılır.
1267 yılında,( 1118 de Gürcü krallığı yapmış. II.Davit in daveti üzerine Kafkaslara gelen Kıpçaklar kendi beyleri idaresinde, İlhanlılara bağlı ve Bağratlılardan ayrı bir Ortodoks Atabeyler hükümeti kurdular.Bu Atabeyler Bayburt, İspir,Tortum, Livana,Oltu,Ardanuç, ve Şavşat gibi bütün yukarı ve orta-Çoruh boyları ile Kür boyunun Göle,Ardahan, Ahıska ve Ahıkelek ile Azgur kesimlerini içine almakta idi. Bu hükümetin aydın ve din adamları Ortodoks- Katolikosluğu kendi ülkelerinde olduğundan yazı dili, Kartel-kilise dili olarak devam etmiştir. 15.yy dan itibaren Atabey-Kıpçak hükümeti, 14.yy ın ikinci yarısından sonra Kartel Bağratlı krallığından Akkoyunluların yardımı ile kurtulmuştu.
15.yy ın son yıllarından itibarende Osmanlıların etkisiyle bu hırıstiyan Kıpçakların arasına islamiyetin girmeye başladığı nakledilir. 1578 yılında Kıpçak Türklerinin 17.yy ın başlarından itibaren hırıstiyanlığı terk ederek Suni Müslüman oldukları anlaşılıyor.
Sonuç itibariyle 12.yy da Kafkaslara ve Güneyine gelen Kıpçakların büyük çoğunluğu 500 yıl boyunca Ortodoks-Gürcü/Kartel kilisesine bağlı kaldıkları halde kimliklerini kaybetmeden 15.yy daki Osmanlı fetihleri sonunda; önce Atabeyli hanedanından her sancağın yerli beyleri, sonrada Osmanlı idaresinden baskı olmadan Müslüman olup Milli benliklerini koruya gelmişler.Öte yandan 1544 yılında Ruslar tarafından Ahıska ve çevresinde bulunan Gürcü ve Rusların “Meshet Türkleri” veya Gürcü Türkleri” diye anılan 200 binden fazla nüfusa sahip olan ve 900 yıllık yurtlarından zorla koparılıp Orta Asya’ya sürülen Sünni Müslüman Türkler, Kıpçakları torunlarıdır.
MİTOLOJİK ANLAMI: Türk mitolojisine göre Kıpçaklar Oğuzhan’ın evlatlığı idiler.
Oğuz-Han, Kıpçak’ın babasını evlatlık almış ve yetiştirmiş. Sonra Kuzey bölgelerine göndermiş.
Kay: Dr.Ahmet Gökbel,Kıpçak Türkleri.
ANADOLU’DA KIPÇAKLAR:
Hırıstiyan Türklerin, Anadoluya Türklerin yerleşmelerinde büyük hizmetleri olmuştur. Balkanlardaki hırıstiyanlaşan çeşitli Avar, Bulgar,Peçenek, Uz ve Kuman/Kıpçak Türklerinin özellikle Bizans devletinin ordularında hizmetler icra ettikleri biliniyor. 1070 de Malazgirt’den sonra Bizans ordusunda olan Türk askerlerini Bizanslılar Türk töresine göre yemin ettirerek, Bizansı dış güçlerden koruması için Kıpçak Türklerini ve bazı Türk kavimlerini sınır boylarına yerleştirmişlerdir. Sonu itibariyle 1070 den önce Anadoluya Kıpçaklar gelmiş.
Kafkaslar yoluyla Anadoluya gelen Kıpçakların çoğu Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun çeşitli bölgelerine yerleştiler. Bizans imparatoru Vatatzes zamanında yani 13.yy da onbinin üzerinde hırıstiyan Kumanların bir kısmı Trakya’dan getirilerek Menderes vadisine Frikya(yani Eskişehir,Afyon, Kütahya ve çevresine) ve Kastomonu’ya yerleştirilmiş.
13.yy ın ikinci yarısından itibaren Altınordu-Mısır ve Memluklu devletinin birlikteliği Anadolu üzerinden ticareti Deşt-i Kıpçak’tan köle akışını hızlandırmış, Camili, Sinop, Kastamonu ve Marmara kıyılarındaki ilk Türk-İslam kolonilerini Mısır Memlukları ve Kıpçak ile Karadeniz bölgelerinede önemli ölçüde Kıpçak nüfusu yerleşmiş.

I.HİTİTLER KİMDİ,ANAVATANLARI NERESİYDİ VE ANADOLU’YA NEREDEN GELDİLER?.

Tevrat’a göre: Türki kavimler Çin ve Moğolistanda, Sami kavimler Arabistan çöllerinde,siyah ırklar Afrikada, Kızıl derililer Amerika’da oturuyorlardı.

Kafkas kavimleriyle akraba olan Huriler ve Hattilerdir.

Hititler MÖ.1200 den çok önce Anadolu’ya göç ettiler. Beklide MÖ.4000de Anadolu’ya gelmişler.

Çoğu göçebe hayatı yaşamış ve haliyle vahşileşmiş, hatta bir kısmıda küçük beylikler kurmuş dilerlide karışmış ve bir çok yerli Anadolu dili girmiş. Böylece Hititlerde hindavrupalı denebilecek bir özellik kalmamış. Eski Hitit medeniyetini kuranlar Hititler değil, Hattiler. İmparatorluk devri hanedanı ise Hurri kökenlidir. Güya Hitit hanedanı Hitit devletini kurduktan sonra anadilini bir tarafa bırakıp, Hititçeyi resmi dil olarak kabul etmiş. Bu tezlerin hiç biri inandırıcılıktan uzak. Mesela Anadolu!’da ölü yakma adeti MÖ.3 bin yılın 2.yarısında Gedikli höyükte çıktı. Avrupa’da ölü yakma MÖ.13.yy da var.Ölüm sonrası hayat görüşü Hititli prenslerindir.

Kısaca Hititler kültürel açıdan yabancılaşmış olmaları ve Hititlerin Anavatanlarını ilk terk eden Hindavrupalı kavim oldukları söylenebilir. En erken MÖ.3.bin yılın sonları dır. Zaten mö.3.bin sonlarında Anadoluya çok az sayıda ve aynı zamanda idareci zümre olarak gelmişler.Düşük kültür seviyeleri yüzünden Mezopotamyayı ve daha önemlisi Anadoluda ki yerli Hatti ve Hurri etkisi altında kalmışlar ve tamamen asimile olmuşlar.

Bugüne kadar Hititlerin bir yerlerden Anadoluya göç ettiklerine dair hiçbir iz ve delil yok. Keza Anadoluda onların göçleriyle ilgili hiçbir veri yok. Birde Hititler Boğazlar üzerinden geldilerse, güneşin doğduğu Karadenizdir. Eğer doğudan geldiyse bu yer Hazar denizi. Dil bilimciler Hititlerin boğazlar üzerinden gelmiş olabilirler tezi. Ayrıca dilleri Hindavrupa dillerin batı grubu yani Keltçe, İtalik diller ve azda Germen dilleri olduğu söylenmiş.

Hititlerle yakın akraba olan Luwiler. Çanakkale veya İstanbul Boğazı üzerinden batıdanmı?, yoksa Kafkasya üzerinden kavis yaparak İran’dan mı?, dahası Kuzey Suriyede ikamet edip oradan çivi yazısını aldıktan sonra Güney Anadolu nun üzerinden geldikleri söylenmekte. Konu hala tartışılmaktadır.Yorum olarak:

diyorum ki Kuzey ırkları genelde robüs yani iri kıyım beyaz tenli, sarı saçlı, mavi gözlü insanlardır. Yani kuzey Kafkasya ve Kuzey Avrupa olan Boğazlar üzerinden gelen ırklarda genelde beyaz derili kızıl veya sarı, kumral saçlı, orta veya iri yapılı topluluklar. Ama bugüne kadar kayalar üzerinde ki rölyef(kabartma heykellerden anladığımı kadariyle kısa boylu esmer Anadolu yerlileridir. Hatta Asyanın yerlileridir görüşündeyim)

Hititlerin Keşfi

Eski Dünyada konuşulmuş ve yazılmış dillerden İbranice,kısmen Grekçe ve Latince dışında hemen tüm diller yok olmuş ve unutulmuşlardır.Bu dilleri konuşan ve yazan kavimlerin dil,din,politik yapısı, devlet sistemi ve kültüründe bir devamlılık yoktur. Bunlardan eski Mısır,Sümerler,Akadlar,Elamlar,Huriler,Hititler,Luwiler,Urartular,Frigler,Lidyalılar,Likyalılar ve Kayralılar gibi yazılı eser bırakan kavimlerin dilleri 18.yy dan bu tarafa tek tek çözülerek bilim hayatına kazandırılmıştır.

Hititler, kendilerine ait maddi kalıtıların bulunmasından çok önceleri ilk başta Tevrat’tan sonrada yeni çözülen Eski Mısır ve Babil yazılı kaynaklarından tanınıyorlardı. Ancak 20.yy ın ikinci yarısından ititbaren Kuzey Suriye’de keşfedilmeye başlanan Hitit veya daha doğrusu Luwi hiyeroglif kitabeleri, Tevrat’ta,Babil ve Mısır kaynaklarında geçen Hitit kavminin önemini artırmaya başladı. Hitit merkezi konumunda olan Orta Anadolu’ya çevrildi ve burada Hitit başkenti-Boğazkale-Hattuşa ve diğer merkez ve yazılı anıtların keşfi, Hititlerin bir Kuzey Suriye Filistin kavmi değil, bir Orta Anadolu kavmi olduğu anlaşıldı. Boğazkale Hitit devlet arşivinin keşfi ve birinci Dünya harbinin günlerinde Hitit dilinin çözülmesiyle (1917 yıl) Hitit biliminin temeli atılmış oldu. Örneğin: Tevrat’ta Hititler İbranice hittı,hittım ve feminin şekli hittıt ve Hethaesus,hethaei olarak geçer. İbranice bu sözcüğün, MÖ.13 ve 11.yy larda Asur kaynaklarında karşımıza çıkan hattu ile aynı olduğu kesindir. Asur kaynaklarıda tıpkı Tevratta ki gibi aynı coğrafi bölgeye, yani Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’ye işaret etmektedir. Ama Tevratta geçen Hititlerin, Orta Anadolu da büyük imparatorluk kuran Hititlerle ilgisi yoktur; buradaki Hititlerle, Hitit imp.luğu MÖ. 1200 lerde yıkıldıktan sonra Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de kurulmuş olan ve aşırı derecede aramileşmiş olan Geç Hitit devletleri ve kavmi kastedilmektedir.

Mısır kaynaklarında 18.hanedandan itibaren mö.1550-1300 “Hitit ülkesi ve onun insanlarını “ ifade etmektedir. Asurca hattu Tukulti-Ninurta (13.yy) ve Tıglat-Pileser’den itibaren “Hititli anlamında kullanılmıştır..Hititler ise bizzat kendilerine “Hattuşa kentinin, Hatti ülkesinin çocukları, insanları “demekteydiler. Hatti adı Kıbrıs’tan, Suriye’den,Fenike’den ve Mısırda ki Amarna’ya gönderilen mektuplardada geçmektedir.

Hititler Grekçe kaynaklarda hiç anılmamışlar. Homeros ve Herodot Hititleri hiç bilmemektedir. Homeros destanlarında geçen Keteioi((Odeysseus) yani Ketei’ler bir istisna oluşturabilir. Ketei’ler ganimet düşkünü insanlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu açıdan bakıldığında ve Hititlerin de tüm askeri seferleri ve özellikle Batı Anadolu seferleri sırasında ganimete çok düşkün oldukları; altın,gümüş,koyun,sığır,insan, tahıl ne bulurlarsa Hatti ülkesine taşıdıkları göz önünde tutulduğunda, Kete ilerin pekala Troya savaşlarına katılmış bir Hitit kabilesi oldukları akla gelebilir. Telephos adında Hatti-Hitit doğa tanrısı Telipinu’nun adını görmek olasıdır. İzmir Karabel’de tasvir edilen savaşçı prens kabartması, Mısır Fıravunu II.Ramses dir. Gene Heredot’a göre Luwi(Hitit) hiyeroglif yazısı, Mısırlıların kutsal yazısının ta kendisidir.

Hititlerin geriye bıraktıkları arkeolojik eserlerin ilk keşfini yapan 17.yy Türk gezgini Evliya Çelebi’dir. Ereğli yakınlarında ki İvriz kabartmasını gören Çelebi, İvriz sözünün eski bir dilde evrişden geldiğini ve “bey,kral” anlamına geldiğini belirtir.1879 da çözülen Hitit hiyeroglifleri Kuzey Suriye’de ki hiyeroglif yazıtla Orta Anadolu’da ki Yazılıkaya, Alacahöyük ve İvriz yazıtları arasında benzerlik ve yakın ilişki gözlemlendi. Böylece1877 de ilk kez Hitit adı kullanıldı. Hitti kralının devrin diplomasi olan Akadca yazılmış mektupları vardı. Bu kral büyük Şuppilulima dır. Kuzey Suriye ve Doğu Akdeniz sahillerinde ki Hitit askeri varlığından ve orduların hareketinden bahsediyordu. Şuppilulima alelada bir boyun reisi değil, çok önemli bir devletin kralıydı. Hatta Mısır karnak tapınağı duvarında kadeş savaşı vesilesiyle Firavun II.Ramses in kahramanlıklarını anlatan romanlarla kaplıydı. Kabartmalarda, Hititlerin fiziki tasvirleri de vardı. Bunların yüz,burun,alın ve saçları Mısırlılarınkinden tamamen farklıydı. Mısır kaynaklarında ki Hititlerle, Tevrat ve Babil kaynaklarında Hitit denen kavim ve devletin aynı olduğu yönündeki fikirleri pekiştiriyordu. Boğazköy harabelerinin Hititlerin başkenti Hattuşa olduğuna şüphe yoktu artık. Ayrıca kısa zaman sonra Arzavaca denen dilin Hititlerin resmi dili Hititçeden başkasıda olmadığıda anlaşıldı. Hititçenin çivi yazısıyla yazılmış olması bir sorun yaratmadı,çünkü Hititler çivi yazısını Babil’den almışlardı. Babil çivi yazısı 19.yy ın ortalarında sökülmüştü. Hititçe söz dağarcığına pek çok Sümerce ve Babilce kelimenin girmiş olması akla gelir. Bu aynı Osmanlıca-Türkçe bilmeyen birinin, Arapça ve Farsça yardımıyla Osmanlıca bir metni kolayca anlamasına benzer. Hattuşa kraliyet kenti arşivinde çalışan katipler, en az 3-4 dil biliyorlardı. Üç dilli sözlük yazdılar. 1.sümerce, 2.Akadça, 3.Hititçe dir. Ayrıca iki dilli metinlerde vardı.Hititçe Hindavrupai bir dildir ve Latince,Keltçe ve Toharca ile yakın akrabalık ilişkileri, dilin çözülmesini kolaylaştıran başka bir unsur olmuştur. Hititçenin diğer dillerle olan söz benzerlikleri örnekleri:

Hititçe uk= Latince ego “ben”

Hititçe kuis=Latince quis “kim, ki o”

Hititçe eku=”içmek”= Latince aqua “su”

Hititçe watar=İngilizce water,Almanca wasser “su”

Hititçe ed= Latince edere “yemek”

Hititçe anda=Grekçe endos “içerde”

Hititçe genu= Grekçe gonatos,gonu, Latince genu “diz”

Hititçe pata= Latince pes, pedes “ayak”

Hititçe pedan= Grekçe pedon “yer”

İşte bütün modern dillerdeki “Hitit” sözcüğünün kökeni, Asurca üzerinden Tevrat a giren bu kelimedir. İlk defa Mentel 1466 da yaptığı Tevrat çevirisinde Heth olarak verilmiş. ve WilliamWright Tevrattaki bu kelimeye dayanarak ilk kez 1871 de yazdığı The Empire of Hitties” adlı kitabında “hittite” kelimesini kullanmış. William wright, Hittite diyw o zamanlar kuzey Suriye’den bilinen hiyeroglifi yazının diline diyordu. Ama sonradan anlaşıldıki, bu yazının dili Hittite yani Hititçe değil, Luwicedir. Yani uzun yıllar yanlışlıkla Hitit hiyeroglif yazısı denen yazıya Luwi hiyeroglif yazısı ve diline de Hiyeroglif Luwicesi demek gerekecektir. Bunun yanında bir de çivi yazısı Luwicesi var. Aslında Hititlere Hitit demek yanlıştır. Anadolu da yaşamış olan ve bugün Hatti, Protohatti dediğimiz insanlara demek lazımdır.Hatti ülkesi diye de Hititler yerli Anadolu kavmi Hattilerin elinden aldıkları kendi ülkelerine diyorlardı. Hatti dilini Hititçeyle karıştırmamak için bu dile ve kavme uzun yıllar Protohatti denmiştir.

Hattuşe kenti eski Asur belgelerinde Hattu olarak geçer. Hititler burasını başkent tuttuktan sonra mö1650 de isim çekimini yapabilmek için sonuna bir –a- eklemişler ve hattuşa demişler. Hattuşa mö.14.yy dan itibaren aynı zamanda Hatti-Hitit ülkesi için eş anlamlı olarakta kullanılmaya başladı.

Hatti dilinin Hititçeyle hiçbir akrabalık ilişkisi yoktur;o yerli bir Anadolu dilidir. Dilin yapısı Türkçeye benzer. Örneğin “hattilide” deki –ili- eki, Türkçede-li,lı-lu-lü olmuş. Ankara-lı, Çankırı-lı gibi. Hatti burada bir ülke ve yer adıdır.

Hitit devletinin kuruluşu sırasında mö.18.yy çok önemli rol oynadığı ve Hititler ilk kez buralara yerleştikleri için, onlar kendi dillerine Nesaca veya Kanesçe demişlerdi. Dile bu sıfatın verilmesi (1920 de E.Forrer) gerektiğini ısrarla istemiş, ama bu doğru teşhisini onu sevmeyen diğer araştırmacılar onun bu doğru teşhisini göz ardı etmişler ve bu yanlış terminolojinin yerleşmesine neden olmuştur. Bugün ise Hititçe yerine Kanesce/Nesaca demek için artık geç kalınmıştır.

Tüm eski çağlarda yaşamış kavimler arasında belirli ırkları tanımlayan bir kavram yoktur. Irk kavramı Sümerlerde ve Akadlarda da yoktur. “Halk,ırk,ulus,millet” kavramına sahip olan en eski dil İbranicedir. Haliyle Hitit ırkını veya Hitit milliyetini ifade eden bir sözcük de mevcut değildir. Zaten onlarda kendilerine “Hatti ülkesinin çocukları,insanları” veya oğulları diyorlardı. Selçukluların kendilerine Sultanı Rum, yani “Rum Sultanı” “Roma Sultanı ve Anadolu’ya “Diyarı Rum” yani “Roma Toprakaları” demeleriyle kıyaslanabilir. Kay: Ahmet Ünal

18 Aralık 2008 Perşembe

6 Aralık 2008 Cumartesi

Konya Ilgın'da devşirme malzemeyle yapılmış Selçuklu Dönemi çeşmesi.
Konya Ilgın merkezde 20.yy'ın başında yapılmış iki katlı sivil yapı örneği resimde görülmektedir. Yapı malzemesi olarak Kerpiç, toprak sıvalı, ahşap dikdörtgen pencereli, cumbalı, kırma çatı kiremitli ve girişi güneye bakan Konya evi örneğidir.

16 Kasım 2008 Pazar

AKŞEHİR’ DE RUS KAZAKLARI

Akşehir’in, Gürsu(eski adı halk arasında kazak köyü) köyünde oturan Rusya’dan 1911 yılında Osmanlı imparatorluğuna bağlı Konya vilayeti, Akşehir kazasına göçmen olarak gelmişler.

Göç sebepleri büyük olasılıkla Rus çarlığından kaçıştır kanaatındayım diyen ( Tursunlar köyü muhtarı Mustafa Yıldırım. Bizde 1917 de Osmanlı toprağı olan Akşehir’e gelmişiz) 1970 ‘li yıllarda da tekrar bir bölümü Rusya’ya diğer bir bölümüde Amerika’ya göç etmişler. Kazakların bir kısmı esmer tenli,seyrek sakallı idiler.(Kaynak: Ünal Çelebi Akşehir Gaha(Köklüce köyü yıl,2008) sakini.

Kazakların diğer bir bölümünün Fizyonomisi: Uzun boylu, kızıl sakallı iri cüsseli ve kızıl yüzlüydüler. Dini inançları açısından bir kısmı Hrıstiyan oldukları için köyde kilise ve papaz evi vardı. Kilise yıkılınca kilisenin yerine yerli Türk ev yaptı. Hatta o zaman papazın evi vardı. Şimdi hala papazın evinde yerli bir köylü oturmaktadır. Sabahları doğuya güneşe doğru yüzlerini dönerek Allah’a dua ederlerdi. Akşehir ve Ilgın gölünde kamış ve hasır otu biçerlerdi. O otlardan da hasır poyra dokurlardı. Ayrıca balıkçılıkta yaparlardı. Çok iyi balık çorbası yapar ve ateşte balık kızartırlardı. Ilgın gölünde 1954-56 yıllarında balık avladıkları ve çok dürüst ve terbiyeli insanlar oldukları halde fakir ve yalınayak gezdiklerini, sakallı oldukları anlatılmaktadır. Özellikle gölde çalışırken üzerimizden çıkarıp rastgele sağa sola bıraktığımız elbiselerimize dokunmazlardı.( Kaynak: Ahmet Köroğlu, Ilgın,Mecidiye).Simon adlı hırıstiyan genç Rus Kazağı çok az konuşbildiği Türkçesiyle diyorki: Sizinkiler,müslüman olduğu halde, bizim karılarımızı kaçırıp sarkıntılık yapıyorlar derdi. kaynak:Abdurahman Korkmaz Ilgın Mecidiye. Muhtar Mustafa Yıldırım diyorki:Esas sarkıntılık yapanlar 1917 li yıllardan daha sonra ülkemize Balkanlardan gelip Akşehir çevresine yerleşen göçmenlerdi. Bu nasıl din anlayışıdır diye soru soru, soran 13 yaşında ki çocuk Rus kazağı beyaz tenli, mavi gözlü,sarı saçlı ve uzun boylu idi. üstü başı yırtık elbiseli idi. Anlatılan anı yıl olarak 1963’ idi. O yıllarda yerli ahalide fakir üstü başı dökülüyordu.Erkeklerin başları kalpaklı ve uzun paltolu vede pantol ceket giysiliydiler. Kadınları ise düz uzun fistan dediğimiz kaftan giyerlerdi. Not: Sarışın saçlı kırmızı benizli insanlar büyük ihtimalle Kafkas halklarından olan Dağ bölgesi Türkleri olmalılar. Çünkü Anadolu Türkçesini zor konuşuyorlardı. Muhtar Mustafa’ya, ben Simon’dan bahsederken o da dedi ki birde benim tanıdığım genç Niko vardı.

Kazakların Ülkemizden ayrılış sebeplerinden ikinciside kazak ırkında evlenme şartları, yedi göbekten sonra kız alıp vermeleriymiş. Onun için yerli ahaliye derlermiş kızlarımızı alın, kızlarınızı verin yoksa bizde yakın akraba evliliği olmaz onun için neslimiz yok olacak, kimse kız vermeyince onlarda ülkemiz Türkiye’den ayrılmışlar. Hatta taşınmaz mal ve mülklerini yerli halka satmışlar. Maalesef sattıkları mülklerinin paralaranının bir bölümünü bile alamamışlar.Kazakların bir kısmı Amerika’ya gitmişler. Bir kısmıda geri geldikleri yurtlarına dönmüşler. Fakat ülkelerine sokulmadıklarıda söylenmektedir. ( Kay: Turgutoğlu Tıraş.yıl.2008.)

HZ.YUNUS AS

MÖ.8.yy da Asur devletinin baş şehri Ninevanın halkını Allah yoluna davet için görevlendirir.

OSMANLI ,16.YY DA KARŞILAŞTIRMALI NÜFUS TAHMİNİ

ŞEHİR ADI:

1520-1535 yıl

1570-1585 yıl

Afyonkarahisar

8500

9400

Akkerman

1300

4000

Aksaray

5 bin

9500

Akşehir

3 bin

7 bin

Ankara

13500

25 bin

Atina

13 bin

18 bin

Bursa

35 bin

75 bin

Çorum

5 bin

10 bin

Diyarbekir

19 bin

30 bin

Edirne

22 bin

30 bin

Halep

57 bin

45 bin

İstanbul

400 bin

700 bin

Kırşehir

1500

5 bin

Konya

6 bin

15 bin

Manastır

5 bin

6 bin

Manisa

6500

8 bin

Sarayova

5 bin

24 bin

Silistre

3900

8 bin

Sivas

5 bin

15 bin

Sofya

5 bin

7 bin

Tokat

7500

13 bin

Trabzon

5 bin

9 bin

SARI SAÇLI, BEYAZ TENLİ, MAVİ GÖZLÜ İNSANLARA DÜNYANIN İHTİYACI VAR.

“Önceliklede bu fizyonomiye sahip insanlarda dolikosefal olması şartı aranmalıdır. Son miladi 2000li yıllarda Türkiye’ye büyük çapta evlilik yoluyla sarı saçlı mavi veya yeşil gözlü, beyaz tenli ırklar girmeye başladı. İddia ediyorum ki dünyayı hak ve hukuka doğruya götürecekte bu özellikleri taşıyan insanlarımızdır.Bu beyaz tenli ırk şu anda yok olmakla karşı karşıyadır.Bu dolikosefaller son 20.yy ın en başarılı bilim ve yöneteciler çıkarmaktadır.Sanırım dünyaya hukukun ilkelerini ve Allah inancınıda bu özellikleri taşıyan insanlar yayacaktır.

12000 YIL ÖNCE ANADOLU’dan AVRUPA’YA YOLCULUĞUN BAŞLANGICI NEOLİTİK DÖNEMDİR.

Anadolu ve Yakındoğu da 4000 yıl aynı bölgede kaldıktan sonra hızla Avrupa içlerine hızla yayılmış ve günümüz Avrupa uygarlığının oluşumuna katkı sağlamıştır. Onbinlerce yıl süregelen avcılık,toplayıcılık ve balıkçılığa dayalı gezginci bir yaşam, neolitik dönemle birlikte aniden kesintiye uğramış. Bu yeni dönemle birlikte beslenme,mimari, teknoloji ve sosyal ilişkilerde yeni bir yapılanma ortya çıkmış. Neolitik dönemde Avrupa topraklarında yaşam mevcuttu.

HİTİT SİVİL YAPILARI:

Evler, bir veya iki odanın yan yana dizilişi ile yapılmıştır. Bu plan avlulu ve organik değil evler tek kerpiçten, temel sokl taştan ve üst örtüsü düz damlıdır. Büyük taş bloklardan örülmüş bindirme teknikli, kemer yapma sanatı da taş yönünden zengin olan Troya’da  odenli az kullanılmış. Hititde yerleşme ovalara yada koyaklara açılan dağ sırtlarında çevrenin kolayca gözlenebileceği yerlere kurulmuş.

Dörtgen bir avlu çevresinde az yada çok gelişigüzel dizilmiş değişik sayıda odalar. Yapıların kurulmasında ahşap önemli yer tutmaktadır. Duvarların önüne dikilmiş olan ağaç destekler,kerpiç ve kırıktaş duvarların beslenmesine yada üst katın ağırlığını taşımaya yaramaktadır.Alacahöyükte 14 ve 13.yy  özgü ayaklı geçitlerle çevrili orta avlu ve bunu çeviren ayrı oda topluluklarından oluşan evlerin örneklerine  yapı kalıntılarında rastlanır. Yazılı belgelerde yapıların düz damlı oluşunda sık sık bahsedilmektedir. Duvarlar kerpiç olduğu gibi  duvarlar ahşap hatıl sistemiyle desteklenmiş. Örneğin keramiklerin üstündeki betimlemeler ve kabartmalar duvarların bölünmesi, pencere burç ve mazgalların biçimleri için ip uçları verir.

HİTİT MİMARİSİ

Eski doğu sanatı içinde hem batı Anadolu hemde Mezapotamya mimarlığından ayrılan, kendine has gelişim gösterir.

Hitits arayların çevresi kale duvarlarıyla çevrilidir. Kapılarında ekseriya ilahlar  yani insan başlı aslan gövdeli sfenkler ve ayrıca arslan heykelleri birer bekçi gibi beklerler.

Bu geleneğin Sümerlerle başladığı, Asurilerde devam  ettiği bilinmektedir.

Saray planları, bir orta avlu ve ayrıca avlunun etrafına sıralanmış odalar ve dairelerden  meydane gelmiş. Bu fikir özellikle Anadolu içindir. İç Anadolu ilk zamana ait saray kalıntıları çıkmamış. Herhalde kaleler bu hizmeti görüyordu. Örneğin Kültepe,Alaca,Boğazköy saray kalıntıları büyük devlet zamanına aittir. Şehirlerin etrafı surla çevrilidir. Tapınaklar mağazalarla çevrilidir. Mesela Sümer evleride mimari olarak Roma evlerine örnek olmuştur.

MUSA HAKKINDA NOT:

Musa’nı  9 mucizesi   1) asası, 2) el aklığı 3) Tufan 4) çekirge 5) kummel(kanatsız çekirge) 6) kurbağa 7)kan 8)Tımes (malların mahvı)

TUR: Zeytin ağacı biten bereketli kutsal bir dağ.

MÖ.1325 de  Musa Mısır sarayına dönmüş. Musa’nın dünyaya gelip nehre bırakılışına benzer bu hikayeler Cyrrus ve Sargon kıssalarında da vardır. Mesela: Akad kralı Sargon’u anası gizlice ziftle sıvadığı sepete koyup nehre bırakmış. Kur’an’da hz.Musa ile ilgili 34 surede 136 yerde zikredilir. Musa Tur civarınıda biliyor çünkü peygamberlik görevi Tur da verilmiş.

HZ.İBRAHİM’İN FAZİLETLİLİKTE İLKLERİ üç kitaplı dinin atası olup

Dünyada insanların ilk giydirileni  İbrahim(as) dır. İlk konuk yani misafir ağırlayan dır. İlk kez bıyıklarını kırpıp kısaltan. İlk kez koltuk altı ve etek temizliği yapan adam. Tırnak kesen ilk kez İbrahim. Mısvakla diş fırçalıyan, ağzını su ile çalkalayan, buruna su çekip burnunu temizliyen. İlk kez don yani kilot giyen, İlk kez edep yerlerini su ile yıkıyan. Saçlarını tarıyanİlk kez iki göz arası, secde mahalli olan alından öpen. İlk kez sünnet olan. İlk kez kucaklaşıp musafaha yapan.

Yine ilk kez Mekke ile Harem sınırı taşlarınıda İbrahim dikti.

 

Hz.MUSA’NIN Kimliği ve Fizyonomisi:  Musa Levi oğullarından. Mısır’da yetişmiş iyi bir asker, iyi bir bilim ademi, çivi yazısı bildiği gibi Mısır hiyeroglifi de biliyor. Mısır’da Samiler yaşıyor . Ve çok ağır işlerde çalışıyor.  MÖ.19.yy da olasılıkla Hititlerin saldırısına karşı doğu Deltayı güçlendirmiş. Musa mö.1321 yılında Mısır’lı fravun Horemhebin in himayesine mazhar olmuş. Musa’nın kavmi İsrailoğulları Mısır’da 430 sene kalmış. Kızıldeniz’de boğulan muhtemelen II.Ramses tir. Musa 40 gün aç susuz Sina dağında kalır. Musa 120 yaşında krallıktan istifa eder. Elinde ki Tevrat’ı Levililere teslim eder. Bu kitabı her 7 yılda bir okuyun der. Sonra Nebo dağına çıkan Musa orada ölür. Onun defin yapılışına şahit olan yok. O ‘nu Tanrı defnetmiş. Uzun boylu,esmer tenli yani deri yapısı, yüksek burunlu, hafif etli, kıvırcık saçlı idi. Saçlarının kulaklarına kadar uzanan düz saçlı olduğu rivayet olunur. Giysileri yünden, iç çamaşırı yani donu yünden, gömleği yünden, cübbesi yünden, kilimi yündendi. Pabucu yani ayakkabısı dabaklanmış eşek derisinden.

HZ.NUH,HZ.HUD,HZ.SALİH VE HZ. ŞUAYP (A.S)LAR MEKKE’DE VEFAT ETMİŞ.

Hacca gelip de Mekke’de vefat eden peygamberlerden, orada yani Mekke’de 99 peygamber gömülüdür.

SAM: Arapların babasıdır.

YAFES: Rumların babasıdır.

Ham: Habeşlerin babası

İnsanların 1.atası Adem. İnsanların 2.atası Nuh’dur. Kaynak: M.Asım Köksal Peygamberler Tarihi.

NUH as yeryüzünü 3 oğlu arasında bölüştürmüş.

Oğlu Sam’a yeryüzünün orta, üstün kısmını tahsis etmiştirki, Beytül makdisi,Nil,Fırat,Dicle,Seyhan, Ceyhan ve Feysun ile Nil’in doğusuna ve arka tarafından güney rüzgarlarının estiği buruna kadar olan yerlere uzanır.

NUH oğlu HAM, Nil’in batısına ve arka tarafına düşen yerleri tahsis etmiştiki, buraları poyraz rüzgarlarının estiği buruna kadar uzanan yerlerdir.

NUH oğlu YAFES,Feysun(ilk Yemen kralı,Kahtandı ve kral selamıyla ilk kez selamlanan da, o idi.)ile onun arka tarafına düşen ve Lodos rüzgarlarının estiği buruna kadar uzanan yerleri tahsis etmişti.

Yafes oğullarından Sakalide İsban ın yurtları Rumlardan önce Erzurum idi. Türklerden, Hazerlerden ve daha başkalarından gelen ve Arap olmuyan bütün krallar, Yafes’in çocuklarıdır.

Yafes’in çocuklarından olan Türklerden kimi şehir ve kale halkı idi, kimiside, dağlarda, göçebe olarak keçe çadırlarda yaşarlar.

HAM,deniz sahiline gidip yerleşti, Ham’ın,kuş, Kenan,Kut adında ki oğullarından Kut, Hind ve Sind topraklarına gidip yerleşti.

22 Ağustos 2008 Cuma

Tanımı: Lidyalı kadın dolikosefal kafa, profilden sola dönük ince kaşlı,badem gözlü,ince dudaklı ve sivri uzun burunlu ve fırlak çenelidir. MÖ.7.yy mezar duvarına çizilmiş resim. Aslı doğudan, Anadoluya mö.2.binin sonlarında geldikleri söylenir.
Posted by Picasa
Tanımı: Lidyalılar: mezar duvarında fresk erkeklerin resmi,dolikosefalkafa,kıvırcık saçlar biri,sakalsız,ince dudaklı, hilal ince kaşlı,badem gözlü,uzun kalkık sivri burunlu.mavi elbiseli, kırmızı himatonlu. Diğeri sakallı bıyıklı,kırmızı elbiseli dolikosefal kafalı, siyah kıvırcık saçlı kavisli burunlu. Lidya halkını aslı m.ö2.binin sonunda doğudan anadoluya geldikleri söylenir.Bu duvar resimleri mö.7.yydır.
Posted by Picasa

Roma dönemi kadınları uzun yüzlü,kısa düz burunlu,yuvarlak gözlü,
ince dudaklı dar alınlı ve dolikosefal kafalı. m.s.2-3.yy.

Posted by Picasa

2 Ağustos 2008 Cumartesi



Hasan Ali Yücel 1945

Türkiyeden giden Rum göçmenler Sakız adasında

16. yyda Hollandalı banker karısıyla para sayarken

Posted by Picasa
19. yy da İzmir 1839


Likya Sikkesi

Nazım Hikmet 1921 yılında Kastamonu'da Vala Nurettin ile

Hasene Ilgaz- 1943-1946 Hatay ve 1946-1950 Çorum Milletvekili
Posted by Picasa
Ankara 1920

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Gaziantepte eski surp kilisesi. yapım.1892.
Posted by Picasa
Katolik misyonerlikte, Fransız rahibeler ve Mardinli hırıstiyan kadınlar.
Posted by Picasa
Fotograf ms.1970 de Karadeniz in iki yakasında ki Kuzey Kafkasyalılar ile Türkiye'den gelen kafilenin başında Abaza Ömer Büyüka görülüyor.

Posted by Picasa
Vaftiz töreni. kutsal yağın hazırlanışı ilk kez Tevrat'ta anlatılır.Kutsal yağ(asitli saf zeytin yağı) ms.2.yy dan başlayarak vaftizde kullanılmış.Rum patrikhanesinde bu tören devam ediyor.

Posted by Picasa
Donkişot lakablı şahıs( Cervantes Saavedra).Donkişiot, ms.16.yy da yaşamış ve 1575 de İnebahtıda Türklere karşı savaşmış. Cezayir'de müslüman korsanların eline esir düşmüş.
Posted by Picasa
Makedonyalı İskender'in mozaik resmi eser Louvre müzesinde.mö.2-1.yy.
Posted by Picasa
a- III.Filibe ait bronz Tomis sikkesi (mö.244-249) b-Albunusa ait bronz sikke. Glykon adı sikkedeki şehirin adı.

Posted by Picasa
Dr.Asklespos'un elinde yılanlı asa var. Hekimlerin sembolu.

Posted by Picasa
Asklespos eski Yunan ve Roma da Doktor.

Posted by Picasa
akçe

Posted by Picasa