13 Nisan 2008 Pazar

HZ.SÜLEYMAN MABEDİNİN, YAPIMINDA CİNLERİN ÇALIŞTIRILMASI ASLINDA SALTANATININ SARSILMIŞ OLMASI HAKKINDA YORUM

MÖ. 970-935 yıllarında babası Davut’dan sonra kral olmuş bir İsrail peygamberidir.İsraili güçlendirmiş, Seba Melikesi Belkıs’ın ona vergi vermek ve onunla görüşmek üzere Filistin’e geldiği Kur’an da anlatılmaktadır.Kendisinin yediyüzü kral kızı, üçyüzü de cariye olmak üzere bin karısı olduğu, Kitab-ı Mukaddes’te anlatılır. Kral Süleyman,dünyanın bütün krallarından daha zengin ve daha bilgili idi.

Süleyman’ın, karılarına din ve ibadet özgürlüğü tanıdığı ve inançlarına göre ibadet edecekleri mabedler yaptırdığı anlaşılır.

Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi.(kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman)yıkılınca onun öldüğü anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı.(sebe:58/4 ayet) Hz.Süleyman’ın, değneğine dayanmış dururken öldüğü,ağaç kurdunun değneği çürütmesi sonunda Süleyman’ın yere düşmesiyle öldüğünün anlaşıldığı, fakat öldüğü halde değneğe dayalı vaziyette ayakta durduğu sürece kendisini sağ sanan cinlerin, çalışmağa devam ettikleri anlaşılıyor..Ayetin devamında da cinlerin gaybı bilmedikleri, zira gaybı bilselerdi,Süleyman’ın öldüğünü fark edip,uzun zaman onur kırıcı ağır işlerde çalışmış olmayacakları belirtiliyor.

Ömer Rıza Doğrul’a göre Süleyman’ın dayandığı değnek, onun saltanatıdır. Değneğini kemiren kurtta oğlunun idaresizliği ve zayıflığıdır. Cinler de Süleyman’ın, buyruğu altına aldığı isyancı kabilelerdir. Süleyman’ın ölümünden sonra tahtına oturan oğlu Rehoboam, sefahete ( yani har vurup harman savurmaya) ve zevke daldığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü. Sonunda İsrailoğullarına hizmet eden, boyun eğen kabileler, artık onlara boyun eğmediler. Rehoboam’ın elinde sadece bir kabile kaldı. Onun elinden çıktı,mülkü dağıldı(Tanrı Buyruğu:2/76, Kitab-ı Mukaddes Krallar) Biz, zincirlere vurulu durumda çalışan sanatkar, latif (Ruhsal)cisimlerden ibaret olan cinlerden değil,Hz.Süleymanın tutsağı olan çevre milletlerinden insanlar olduğu kanaatindeyiz.Çünkü latif (ruhsal) cisimler olan şeytanların, zincirlere vurulup yapı işlerinde çalıştırılması garip bir şeydir. Eskiden esirler ayaklarına zincir vurulup çalıştırılırlardı. demekki Süleyman da esirleri, ayaklarına zincir vurdurup yapıcılık, demircilik, dalgıçlık gibi işlerde çalıştırmıştır. Özellikle Kitab-ı Mukaddeste Süleymanın özellikle Lübnanlı çok esirin Süleyman emrinde çalıştırp Mabedi yaptığı anlatılır.

Hz.Süleyman’ın egemenliği altındaki bir bölgede zift yapılan petrol kaynağı görülmüştür. Çıktığı yerde simsiyah olan bu kaynaktan o zaman katran yapılırmış. Hz.Süleyman , o zaman çıkan katranı sanayide kullanmıştır. Akla uygun olanda budur. Kaynak: Kur’an da Peygamberler Tarihi,Dr.S.Ateş.

22 Mart 2008 Cumartesi

NUH TUFANI EVRENSEL Mİ, BÖLGESEL Mİ?

Kitab-ı Mukaddese göre Nuh, Adem’in sekizinci göbekten torunudur. adı da Lamek oğlu Nuh’tur. Adem ilk insan kabul kastediliyorsa, ilk insan olan Adem’den Nuh’a kadar sadece 950 yıl gibi kısa bir zamanın olması, tarih bakımından doğrulanmaz. Daha doğrusu milyonlarca yıla sığacak evrim ve olaylar sadece 950 yıl ile ifade edilemez, ama Tevrat böyle diyor.Fakat Kur’an, katiyen böyle rakamlar ve tarihler vermez. Böylece tarihi belgeler Tevratı, bu ayrıntılar doğrulamasa bile zayıf noktaları atmış olan Kur’an’ı yalanlayamaz. Tevrat’a göre 500 yaşında iken Ham,Sam ve Yafed adında üç çocuk sahibi olan Nuh’tur. Kitab-ı Mukaddeste geminin Ararat dağına oturduğu ifade edilirken Kur’an’da Cudi dağına oturduğu belirtilmektedir. Bundan anlıyoruzki Kuran’ın indiği dönemde Yahudilerin ellerinde bulunan nüshada Ararat yerine Cudi geçmekte idi.Zamanla bu nüsha kaybolmuş ve cudi yerine Ararat konmuş olabilir. Zira, Cudi dağı da Ararat dağ zincirinin bir parçasıdır. Bütün bunlar o zamanki Arap toplumu içinde Nuh ve Tufan olayı hakkında kırık dökük bilgilerin bulunduğunu gösterir. Fakat bunları bilenler azdı. İşte bilgileri İlahi kitaba dayalı olmayan toplum ümmi sıfatıyla anılırdı. Ümmi toplumda yetiştiği için Hz.Muhammed de kutsal kitabı okuyarak bu hikayeleri öğrenmiş değildi. Kendisi ve halkı, İbranice bilmediği için İbrani veya Arami dilindeki Kutsal kitabı okuyarak anlamaları mümkün değildi. Onun için 49. ayette ne kendisinin ne de kavminin bu kayb haberlerini bilmediği vurgulanmaktadır. Aslında bunlar gayb haberleri değildi ama, dilini anlamadıkları bir kitap içerisinde bulunduğu için Hz.Muhammed ve kavmi için gayb haberleriydi.

Bazı müfessirler yani açıklayanlar, Nuh tufanıyla bütün insanlığın boğulduğunu, ondan sonra gelen insanların, Nuh’un üç oğlundan türediğini söylerler. Tabii bu görüşün bilimsel bir yanı olmadığı ortadadır. Çünkü Sam’ın Hırıstiyanların atası olduğu söyleniyor. Hırıstiyanlar bir tek ulus değil, zenci, beyaz,sarı kırmızı, bir çok ırktan oluşur. Hepsinin babası Sam’mıdır? Kaldıkı Hırıstıyanlığın kurucusu Hz.İsa ve Havarileridir.

Bazılarına görede insanların hepsi Nuh’un çocuklarına dayanmaz. Ondan başkalarınında nesli sürmüştür.”Ey Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın çocukları, İsra suresi , Ey Nuh denildi, sana ve seninle beraber bulunan ümmetlerden bir bölüme bizden selamet ve bolluklarla (gemiden) in. Ama öyle ümmetler varki, onları bir süre yaşatacağız., sonra onlara bizden acı bir azab dokunacaktır. Hud 52/48 ayetleri bu görüşü kanıtlar.

Alusi’de bir fırkanın, Tufan’ın genel olduğunu kabul etmediğini, kafirlere beddua eden Nuh’un, bütün yeryüzü halkına değil,kendi kavmine gönderilmiş olduğunu söylüyor.

İlk vahiy alan peygamberin Nuh olduğu anlaşılmaktadır. İlk vahyin Nuh ile başladığına ve Nuh’da putperest bir kavme elçi gönderildiğine göre insanlar ondan önce Allah’ın birliğine inanan değil, müşrik idiler.Gerçi Allah insanların içine doğal dini (fıtrat dini) olan tevhid düşüncesini koymuştur ama, daha sonra bu yaratılış eğilimi, insanlar tarafından şirke yönlendirilmiş ve ilk toplumsal din, şirk dini olmuştur. Dolayısıylada sapan insanlığı Allah’a çağırmak üzere görevlendirilen ilk elçi,Hz.Nuh’tur.

Nuh Kavminin Putları

Nuh kavmine ait putlar, aslında Arapların putları idi.Hz.Muhammed zamanında ki bazı Arap kabilelerinin putları olduğu hakkında rivayetler vardır. İbn Abbas ve Ktade’ye dayanan rivayetlere göre bu putlar, Nuh kavminden Araplara geçmiştir. Bu putlara verdikleri isimler aslında Salih kişilerin adları idi. Bu insanlar ölünce, kendilerine tabi olan adamları:” Bunların heykellerini yaparsak,bunları görüp anımsadıkça ibadete karşı şevkimiz artar” dediler. O heykelleri yapan nesil ölüp, onların yerine başka kuşaklar gelince İblis onlara: “sizin atalarınız bunlara tapar, bunların yüzü hürmetine yağmur yağdırılırdı dedi. Yeni gelen kuşaklarda bu putlara tapmağa başladılar.

Muhammed İzzet Derze göre Hüzeyl kabilesinin Riyat denilen yerde Suva adlı, kadın biçiminde putu vardı. Himyerlilerin de Nesr adlı, kuş şeklinde bir putları vardı. Kelb oğullarının Vedd adlı erkek biçiminde bir putu vardı. Hemdan,Havlan ve bağımlılarınında Ye’uk adlı, at biçiminde putu vardı. Herhalde hz.Peygamber döneminde ve ondan az öncede Araplar, bu isimlerin,Nuh kavmine ait putlar olduğuna inanmış, bunları benimsemişler,beklide bu adları Arapçalaştırarak kendi tanrılarına takmışlardı.

Nuh kavmi, Gılgamış destanı hakkındaki tarihi verilere göre Irak’ta yaşamıştır. Irak Arap yarımadasının kuzeydoğusunda bulunmaktadır.O kavmin tanrılarının, aynı adla Arap yarımadasına sokulması gayet doğaldır.

3 Mart 2008 Pazartesi

BABAMIZ ADEM’DEN ÖNCEKİ ADEMLER

BABAMIZ ADEM’DEN ÖNCEKİ ADEMLER

İmamiyye ve Süfiyye’ye göre, Kitap ehlinin ve bizim indimizde meşhur olan Adem’den başka bir çok Adem vardır.

Babamız,Adem’den önce daha otuz(30) Ademin bulunduğuna, her Adem’le diğer Adem arasında bin yıl geçtiğine, bunlardan sonra dünyanın ellibin(50 bin) yıl harap kalıp sonra ellibin yıl imar edildiğine, daha sonrada atamız Adem’in yaratıldığına dair uzun bir rivayet nakleder.

-İbn Babveyh’in eseri: Kitabut-Tevhidde, Cafer-i Sadık’tan naklettiği uzun hadiste şöyle demiş:

“ Sen sanıyorsunki Allah, sizden başka beşer yaratmamıştır. Vallahi Allah, bin kere bin Adem yaratmıştır.Siz o Ademlerin sonuncusunuz.

-Muhammed Bakır:”Babamız olan Adem’den önce bin kere bin,(yani bir milyon) yada daha fazla Ademler gelip geçmiştir. Bize göre ilk insandan Adem’e kadar bir çok insanın gelip geçtiğini, yani insanın evrimleşe evrimleşe Arz meleklerinin boyun eğdiği mükemmel insan halife Adem düzeyine ulaştığını gösterir. Evrenin tamamı tekamül kanununa göre yaratılmıştır. Kuran’a göre üzerindeki canlıların anası olan şu dünya,dört ilahi günlüktür,yani dört büyük zamanlı evrim sonucu bu şekline gelmiştir. Canlıların özü insanda çok derin bilgi, ince hesap ve planların sonucunda süzüle süzüle tabiat kuvvetlerine hükmeden,dünyayı onaran, daima ileleyen,kalkınan bir mükemmel varlık haline getirilmiştir. Ama yine tekrarlayalımki bu uzun süre ve bizim ölçülerimize göredir.Bize göre milyonlarca yılda yaratılmış olan insan, Allah’a göre milyonlarca yılda yaratılmış olan insan, Allah’a göre bir anda yaratılmış demektir.Çünkü onun için bütün zaman bir andan ibarettir.Zamanın parçaları O’nun katında bütünleşir. Milyonlarca yıl an-ı vahide döner. Gerçeği Allah bilir.

İnsan,kendisine üflenen Hak ruhuyla üstün zeka ve düşünce kabiliyetine ulaşmıştır. Son asrın bazı bilim adamlarına göre insana secde etmekle emredilen melekler, tabiat kuvvetleridir.Çünkü melekler çok çeşitlidir. Cebrail,Mikail gibi ruhani melekler yanında tabiat kuvvetleride birer melek niteliğitaşır. Nitekim eski alimlerdende, Adem’e secde ile emredilen meleklerin,büyük melekler değil,yer melekleri olduğunu söyleyenler var. Filozoflara göre de göksel yüce ruhların, insan nefislerine boyun eğmesi muhaldır, yani mümkün olmayacaktır. Secde ile emredilenler, konuşan ruha itaat eden insan cisminin güçleridir.

Bazı bilginlere göre, secde sadece bir ikram; saygı ve selamlama secdesidir, ibadet secdesi değildir: Çünkü Allah’tan başkasına ibadet caiz değildir.Secdeden maksat boyun eğme ve saygı göstermedir,alnı yere koymak değildir. Bir kısmına göre de bu secde aynen Allah’a secde gibi alnı yere koymaktır. Fakat Adem’e secde,Allah’ın emriyle olduğundan yine Allah’a itaattir.Soyut ruhlardan olan melekler, ölümsüzdürler. Allah kainatı bu melekler aracılığı ile yönetmektedir. Gözümüzle görmesek bile melekler vardır. Mikrobu,güneşin ültraviyole ışınlarını, atomu ve atom elektronlarının hareketini bu gözümüzle görmüyoruz ama mahdut ölçüde görme yeteneğine sahiptir. Ruhsal varlıkları, bu yetenekleri sınırlı duyu organıyla görmek mümkün değildir. Mana varlıkları ancak gönül gözüyle görülebilir. İmamı GAZALİ,Adem’e secde eden meleklerin, gök melekleri değil,yer melekleri olduğunu söylemiştir. Reşid Rıza da bu konuda: “Yüce Allah,yasalarını yönetmekte olan arz meleklerini,Adem’in soyunun emrine verdi. Çünkü Allah,insan türünü, yasalarından yararlanma istidadında yarattı” diyor. Adem iki etken arasındadır. Kendisine dost olan meleklerle düşman olan şeytan. onu makamından düşürmek için ona kötü telkinler, düşünceler aşılamağa çalışır. Dostu olan melekler ise kalbine düşürdükleri iyi düşüncelerle, ilhamlarla onu iyilik yönüne sevk ederler. İnsan psikolojisinde bu iki güçte vardır. Bunlarda Allah’ın insanda yarattığı kanunlardır. Burada melekler çoğul,şeytan ise tekil olarak zikredilir. Allah şeytanı da boş yere yaratmamıştır. Çünkü Allah,abes,anlamsız iş yapmaz. İnsanın içinde uyanan ihtiras, dünya tutukusu, insanı çalışmaya iter; dünyanın imarına, sanayinin gelişmesine ,insanların kalkınmasına sebep olur. Fakat bu ihtiras,aşırı bir hal alırsa insan için zararlı olur ve insan azar.

-Eş-Şeyhul-Ekber’de “el-Futuhat’ında Adem’den 40 bin yıl önce başka bir Adem’in bulunduğunu anlatır.

Adem’den önce yaratıklar,konuşmaktan yoksun idiler. Bütün bunlar gösterirki ilk insana az çok konuşma özelliği verilmiştir. Adem’in Yaratıldığını Cennet: Filistin yahut Faris ile Kirmen arasında bir yer olduğu ileri sürülmüş. kayn: Süleyman Ateş,Kur’an’da Peygamberler Tarihi.

HZ.ADEM’İN HATASI VE CENNETTEN ÇIKARILMASI

Tevrat’a göre, Rab Allah’ın cennette bitirdiği ağaçlar içinde iki tanesi özel isim ve nitelikleriyle bildirilmektedir.Bunlar hayat ağacıdır.Bu ağacın meyvesi Adem ile eşine yasaklanan iyilik ve kötülüğü bilme ağacıdır.Bu ağacın meyvesinden yemenin cezası ölümdür.(Tekvin 2/9) “Hayat Ağacı” kavramı dünyanın pek öok yerinde ve eski şarkta bilinmekteydi.Hayat ağacı ölümsüzlükten bahsetmektedir ve ilahlara mahsusutur.Çeşitli varlıklarla korunduğundan ona ulaşmak zordur. Kitab-ı Mukaddes te hayat ağacı bir çok defa geçmektedir. Tekvinde Hayat Ağacı Bilgi Ağacı, iyiyi kötüyü bilme ağacının üzüm asması olduğunu bildirmekte.

YAHUDİ Geleneği bu yasak meyvenin incir veya buğday başağı olduğunuda nakleder. Bu yasak ağacın gerçek ağaç değil sembol olduğuda ileri sürülmüştür.

İSKENDERİYE YAHUDİLİĞİ ve Philon, yasak ağacın cinsel ilişkiyi ifade ettiği kanaatindedirler.Bazı kilise babalarıncada benimsenen bu yorum tasvip göstermiştir.(bk.L.Pirot)

Bilgi ağacının doğruyu yanlıştan ayıran ahlaki değer, kültür ve akıl anlamında dünyevi bilgi,cihanşümul veya ilahi bilgi olduğuda ileri sürülmüştür.Not:Eğer Adem ile Hava cinsellik yaşadıysa; Hava anamız gebe kalabilirdi. Yahudi yorumu akıl dışıdır kanaatindeyim.)

KUR’AN’a göre: Yasak ağaç hakkında bilgi verilmemiştir.ŞEYTAN: Adem ile Hava’ya çirkin yerlerini göstermek için “Rabbimiz başka sebepten dolayı değil, sırf melek olursunuz yahut ebedi kalıcılardan olursunuz diye şu ağacı size yasakladı.Şeytanın cennete girişi ve Adem ile Hava’ya yaklaşması konularında Kur’an ve sahih hadislerde bilgi yoktur.Diğer İslami kaynaklar daki bilgiler ise genellikle apokrif Yahudi kaynaklardır.Kur’an agöre yasağı çiğnemenin hemen ardından utanılacak yerleri kendilerine görünmüş ve cennet yakraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmüşler. Adem-Hava’nın yasak işlediği cennetten çıkma cezası esasta büyük günah anlamına gelmez “Mutezile mezhebine “ göre, o küçük günahtır. Ehli sünnete göre Allah’a asi olmuşlardır.

HASAN BASRİ göre “vallahi o unuttuğu için asi oldu. Raziyüs salihin.

İslam alimlerinin kanaatı olay cennette Adem Peygamber olmadan önce olmuştur.Mesle: Bütün bu olayları yaşamasının asıl özü kendisinin ve soyunun dünya hayatına ait macerasıdır.Adem suçu ve günahı için tövbe etti af oldu. Çocukları yani soyuda tövbe ederse günahı affolunacaktır.

Adem-Havva yeryüzünde yaşamaları için Allah onların ikamet etmeleri için kaya içinde bir mağara tesis eder.

Hz.Adem’in dili İslami telakkiye göre Arapça, Yahudi ve Hırıstiyanlara göre Aramice idi.

Cennette Arapça,yeryüzüne inincede Süryanice konuştuğu oniki yazı çeişidi ile 700 dil bildiği söylenir. İsrail kaynaklarına göre,Adem ile Hava cennetten çıktıktan 223 gün sonra evlenmişler.

KABİR

15.yy da yaşamış olup gerek Hinduların gerekse Müslümanların kendi dindaşları saydıkları hindli bir mutasavvıftır.

Hayatı hakkında çeşitli rivayetler var. 1.müslüman bir dokumacının oğlu olduğu veya evlatlığı olan kabir hocasının hayatını dokumacılıkla kazandığı aynı zamanda evli olduğu hakkındadır.Neticede 1518 yılında ölmüş.

Hindu’ler cesedi yakmak istemişler.İslam olanlarda toprağa gömmek istemişler.Kay:İslam ansk.

KABİR: Arapçada “ölünün gömüldüğü yer” anlamındadır.Türkçede kabirle eş anlamlı olan mezar ise ziyaretgah anlamındadır.Kur’an da birer ayette kabr ve mekabir olarak geçer.

İslam öncesi dinlerde tarih öncesi toplulukların ve günümüzde mevcut bazı ilkel kültürlerde ölü gömme adetleri aynı değildir.İlkel topluluklarda cesed fena koku yayacağı düşüncesi ve ölüm gibi tabiat üstü bir fenomoni ima ettiğinden dolayı, tabu olarak cesetlerin korunması ve yaşayanlardan uzak tutulması önem taşımaktadır.Onun için ceset yerleşim alanlarının dışına gömüldüğü anlatılmaktadır. Birde ağaçlara asılmakta yahut suya atılmaktadır.Diğer eski çağlarda örneğin neolitik çağda ölü insanın ayakları karnına çekilmiş vaziyette gömülmüştür.Ayrıca hayatta iken kullandığı eşyalarından pişmiş toprak testi ve kaplar gözyaşı şişeleri gibi malzemeyle gömüldüğü kazılarda görülmüştür.Bazı prehistorik merkezlerde ise ölüler evlerin zeminine açılan çukurlara ve toprak küplere(küp sanduka şek.) gömülmüştür.

Eski hind-avrupa kültürlerinde cesetler yakıldıktan sonra külleri kaba konulup saklanmakta yada külleri nehire atılmaktadır.Her şeye rağmen yaygın uygulama cesetleri toprağa çukur açılarak gömmedir.Yahudilikte ölmüş insanın cesedi kirli olduğu için ve ruh bedenden ayrıldığı fikriyle ruhsuz beden et yığınıdır. İbraniler kabir için toprağı çukur formunda açarlar ve cesedi gömerler. Ayrıca kayalarıda oyarak açtıkları kabirde kullanılan terim ise köktür. İbranilerde belli kurallara göre yıkandıktan sonra tırnaklar kesilir, gözleri ve ağzı kapatılır.Yahudiliğin erken dönemlerinde ölüyle birlikte giyim ve süs eşyalarıda kabire konurdu. M.S. dönemlerde artık cesed kefenlenmeye başlamış.Hatta güzel kokular sürülmüş beyaz bezden yapılı kefenlere sarılarak gömülmüş dahada ileri gidilerek tabut içinde de defnedilmiş.

MÖ.2.binlerde İsrailoğulları kabirlerini toprağa veya kayaya oyarak şehir dışına defnetmişler.Örneğin İbrani olan ataları cesedlerini daha çok kayaya oyulan kabirlere gömmeyi tercih etmişler.Kabirler genelde aile mezarlıkları şeklindedir.Ortaçağda kabirlerin yerini herkesin defnedildiği büyük mezalıklar almış.Buna parelel kabirin mimari şekli değişmiş. Mermer veya taş sanduka şeklinde kabirler yapılmış.

Yahudilikte ölümle ruhun bedenden uzaklaştığına ve bu dünya ile ilişkisinin bittiğine inanılır.Kabirde yatan cesedin ıstırap çektğiğ düşünülmez.İslamda ki kabir sorgulaması ve kabir azabı inancı Yahudilikte yoktur.

Fakat ölünün geride bıraktıkları dua ve hayır işleri, ruhun ahiret hayatını olumlu yönde etkileyeceği inancı Yahudilikte yaygındır.

Hırıstiyanlıkta ölüm düşüncesi ilk insan çiftinin işlediği günahın sonucuyla alakalıdır.Hırıstiyanlara görede ölmek günaha kefarettir.Kabirde günahın bedelini temsil eder.Hırıstiyanlıkta ki kabir geleneği Yahudi kültürünün etkisinde gelişmiştir.

Hırıstiyanlar insan ölünce, cesedin gözleri gözleri kapatılır. Bedeni yıkanır ve vücud kefenlenir,kefene güzel kokular serpilir.Arkasında cesed sazdan yapılı yatak üzerine yatırılıp toprağa gömülür veya kaya oyuklarına konur.Kabirler genelde şehir dışındadır.Şimdi Protestanlarda azda olsa ölü yakma vardır. Katolik ve ortadokslarda ölü yıkandıktan sonra toprağa gömülür.Birde ruh bedenden ayrılınca Allah’a ulaşan ruh.Kıyamet sonrası yeniden dirileceğine inanılır.Kay: T.D.V. İslam ansikp.

30 Aralık 2007 Pazar

TARİH SÜMER’LE BAŞLAR

MÖ.3.bin de Uruk şehrinin kralı Gilgameş olup onun döneminde Sümerler aşağı Mezopotamyada bir çok şehirler kurmuşlar.
Sümer ananelerine göre Tufandan sonra ilk krallık Kiş şehrine verilmiştir.
İlk kanun yapan Sümer kralı Lipit-İştar’dır.Ama şimdiye kadar Babilli Hammurabi zannediliyordu.
Sümerler yer ve gökteki bütün olayların değişmez bir nizam içinde cereyan etmesinin,insan şeklinde fakat ölümsüz varlıkların yani tanrıların işi olduğunu fark etmişler.(Bu inançla ilgili olaylar Hz. İbrahim’den önce çünkü İbrahim arıyarak tanrının tek olduğunu akıl yoluyla keşfetmiş.)
Sümerler, tanrıları insan şeklinde ve insan hisleriyle mütehalli olarak tasavvur ediyorlardı.Yani duygularuıyla yorumlayıp düşünüyorlardı.Hatta Sümer tanrıları insanlar gibi evleniyor. Çocuk sahibi oluyor.Yüksek Helen kültürü bile bu tezattan kendini henüz kurtaramadı.
TEVRATLA PARELELLİK: Mr. Kramere göre, Tevratla Sümer edebiyatı arasında tam bir benzerlik yoktur. Fakat Sümerler bütün eski şark kavimleri üzerinde büyük bir tesir icra ettikleri için İbranilerde Sümerlerin etkisi altına girmişler(aralarında büyük zaman farkı olmasına rağmen)
Sümerce bir metin ile Tevratın, cennette Havva’nın Adem’in sol kaburgasından yaratıldığını anlatan kısmı arasındaki benzerlik gösterilmektedir.Fakat fikrimizce bu parelelliğin en güzel örneğini Gilgameş destanında anlatılan Tufan efsanesi verir. Gerçi bu iki eski kaynak arasında çok fark vardır.Fakat motif aynı ve Tevrat yazarları, daha eski Sümer menşeili bir kaynaktan faydalanmışlar.Onun için müellif yani eser sahibi belki Tufan olayını anlatan 18 nolu bölümde “ilk Nuh” adı altında anlatılmaktadır.
Bilindiği gibi sümerlli Tufan kahramanının adı Ziusutra’dır. Tanrılar onu yaptığı hizmetten ötürü ebedi hayatla taltif etmişler.Kendisi aynı lütfa mazhar olan karısı ile beraber” Uzakta nehirlerin mansabında” yaşamakta idi. Bu tanrılaşan kahramanın oturduğu yere “cennet” denilmezdi.
CEHENNEM aynı suretle sumerler cennetin zıddı olan bir ülke tanıyorlardı.
İLK AHLAK KURALLARI insana çamurdan şekil verildiğine ve onun yalnız ve ancak tanrılara hizmet etmek için yaratıldığına inanıyorlardı.Birde krallar adaletin koruyucularıdır.
İLK EYÜP: Mr. Kramer Sümerce destanı edebi bakımından tahlil ederek anlatıyor ve Tevrattan tanıdığımız Eyüp tipinin ilk örneğini Sümerlerin verdiğini söylüyor.
GİLGAMEŞ DESTANI: İlk defa Ninive’de Asurbanipal kitaplığında bulunduğu zaman dünya çapında heyecan uyandırdı, zira Tevratın bildirdiği Tufan bu tabletlerde hikaye edilmekte idi.Bugün bu destanın Sümerce,Akadça,Hititçe,Hurice,Asurca ve yeni Babil nüshaları ele geçti. Destan Sümerce çünkü tanrı, şahıs ve yer adları Sümercedir. Tamamı 3500 satır. Türkçeye Muzaffer Ramazanoğlu çevirmiştir.Bugü elde olan nüshalar mö.2binde kopya edilmiştir.

ORTA ASYA’DAN GÖÇ EFSANE
DNA moleküllerinin dizilişi pek çok kişi ve ulus için hayati öneme sahip “nereden geldim” sorusuna cevap veriyor.
Ancak Türkiye’de bu konuda kapsamlı araştırma yok. ABD ve Avrupada Oxford gibi birkaç üniversite yüklü para karşılığı bazı şirketler bireysel gen incelemesi yapıyor. Başvuranlar atalarının nereden geldiğini tesbit ettiriyor. artık genetik miras tıbbın konusu ama antropolojinin ilgi alanına giriyor.
Türkiyede yaşıyan insanların büyük bölümü 40 bin yıl önce bu topraklarda yaşamış olmaları. Yani Türkler 1071 yılında Anadoluya gelmedi hatta 40 bin yıldır buradan bir yere ayrılmamışlar. Bu topraklara aitler.
Orta Asya göçü yüzde 10-15 civarında yani ortaasyadan yüzde 10-15 i gelmiş nüfus yapısınıda değiştirememişler. Gelenlerde yerli insanların arasında genleri kaybolmuş.
Bu araştırma Türklerin genlerinin arştırılması anlamına gelmiyor .Çünkü Oğuz geni veya türk geni diye bir şey yok. Genetik araştırma her insanın kökeniyle veya soyunun bugüne kadar nerelerde blunduğuyla ilgili veriler taşıyor.
OrtaAsya’dan göç etmeyen yüzde 85-90 ın anlatılmayan öyküsü var.Buradayaşayanların çok eskiden beri bizimle ilgisi var. Onlar vardı ancak göçle birlikte biz gelince gittiler gibi anlatılıyor. Araşt. öyle göstermiyor. Onlar bizim atalarımız.
Anadoluda ki halk Yunana daha yakın Türkiye, İran ve Yunanistan genetik açıdan birbirlerine ayrılmaz biçimde çok yakın. Renklere vurursakTürk,Yunan,İran ve Ürdün aynı rengin farklı tonları.Ama doğuya gittikçe anında renk değişiyor Türkiyede yaşıyanların kökeni Ortadoğu ve Akdeniz olarak çıkıyor.Yunanlı,Ürdünlü,İranlı,Süryanıli ile yakınız ve akrabayız.Bu İranlıların soyundan geliyoruz yada İranlılar bizim soyumuzdan geliyor anlamı taşımaz.Genetik açıdan birbirlerine benzer bireyler rahatlıkla farklı etnik grupların üyeleri olabilirler. Bunlar kültürel yaklaşımlardır.
Kurtlar da binlerce yıldır bu topraklarda ama bize İranlılar ve Yunanlılardan daha uzak, Özbeklerden ise daha yakınlar. Ermeniler tehcire uğradığından tesbiti zor.
Türk-Kürt ve Ermeni tartışmaları genetik meraka neden oluyor.
Gen arşt. son derece güvenilir. yani insanların kara kutusudur. İnsanların son 60 veya 90 bin yılda izledikleri yollar saptanabiliyor. Kaynak:Sabah gazetesi 1012.2007 Antropolog Timoçin Bender,İTÜ.
OSMANLI YAHUDİLERİNİN FİZYONOMİSİ
Solgun yüzlü iri gözlü ve koyu renkli gözlülerdir. Burunları iri ve burun ucu kavisli, saçları siyah,tenleri soluk kansız görünümlü. Kaşlar gür ve düzgün, yüz yapıları zayıf ve kemiklidir.
Yahudi ile Ermeniyi birbirinden ayırmak zor. Fakat Rum’u, Yahudiden ayırabilirsin.

İSRAİLOĞULLARI TARİHİ
Hz.Yusuf Mısır padişahı olunca mö.1750 ile 1740 tarihleri arasında Filistin’den Mısır’a hicret ettiler.
Hz.Musa mö.1200 yıl da peygamber oldu.
Hz.İLYAS’ın Fizyonomisi:İlyas peygamber iri kafalı, çekik karınlı,ince bacaklıdır.