2 Ağustos 2026 Pazar

HATTİ ÜLKESİNİN TANINMASI (Anadolu’nun en eski adı, Hatti ükesi)

İzmir’li Homeros’a göre Hatti halkının kimliği?



Antropolojik olarak iri yüz yapılı ve ulu insanlar. MÖ 2300 yılında Anadolu’ya Hatti Ülkesi deniliyordu. Ayrıca savaşçı halktı. Yazıyı bilmiyorlar. Ama zenginler. Yumuşak bakırla kalayı karıştırıp tunç dökebiliyorlar. Altın, gümüş takılar yapıyorlar. Kabartma heykeller yapıyorlar. Homeros’a göre, Odessela adlı kitabında anılan Kete halkından söz ederken, Kete’lerin Hatti’li ya da Hititli olacağını yazar. Fizyonomik, yani antropolojik anlamda iri yüzlü, top kafalı, minkâri iri kalın burunlu, meyilli alınları düz ve geniştir. Uzun boylu, gelişmiş fizyonomiye sahipler.


Hatti-Hitit ayrımı var.

Hattiler, orada yaşayan Mesopotamya halkı. Hititler sonradan geliyor. Hattuşa’yı işgal ediyor. O yüzden Hititler denmiş. (Kay.: Veysel Donbaz, Sümerolog)

Genetik DNA hakkında: California Üniversitesi Prof. Francisko, Dr. Ayala’nın Science dergisinde yayımlanan makalesi.

Homo sapiens olarak isimlendirilen modern insanların ortak bir atadan değil, yaklaşık 100 bin bireyden oluşan bir topluluktan geldiği savı belirtilmekte. Dr. Ayala, insan soy ağacını değil, genetik soy ağacını izledi. Genetik DNA analizine dayanıyor. Bu usulle en az 6 milyon yıl önce birbirinden ayrılarak iki tür oluşturan şempanze ve insandaki DNA sistemi karşılaştırılıyor. Ardından genelleme yapılarak iki DNA sistemi köklerinin, 60 milyon yıl önceki ortak ataya dek uzandığı hesaplanıyor.

FİZİKİ ANTROPOLOJİDE:

Güneş-Dil Teorisi ve o çağda revaçta olan Türk tezi, Yunanlıların da bu şekilde bulunduğunu ve binaenaleyh onların da aslen Türk olduklarını buyuran Gazi Atatürk.


Urugakina ve Hafgada Kitabı:

Sümer Reform Kanunu. Musa (a.s.)'ın getirdiği kitap Tevrat, kaynağını Yahudilerin köklerinin uzandığı eski Mezopotamya’daki Hafgada kitabından alır. Aynı biçimde On Emir de Urugakina ve Hammurabi yasalarına dayanır. Musa inançları Hristiyanlığı da etkiledi. (Kaynak: Büyük Ansiklopedi, "M" maddesi, s. 4094.)


Hammurabi Öncesi Kanunlar

  1. Urugakina Reformları

Hz. Musa, Sümer, Asur, Hitit vb. toplumların kullandığı çivi yazısını biliyordu.

Kay.: TDV (İslâm Ansiklopedisi), "M" maddesi. Musa, İsrailoğullarına gönderilen ve kendisine Tevrat indirilen peygamberdir. Müellif: Ömer Faruk Harman (Prof. Dr.).

Not: Musa, Mısır hiyeroglifini biliyor. Devletin üst görev yöneticisi olduğundan çivi yazısını öğrenmiş ve askerî, siyasî, diplomatik alanlarda yetişmiş.

Fenike Alfabesi

Fenike alfabesi tahminen MÖ 1050'lerde ortaya çıkmış. Fenikeliler, eski devirlerde yaşamış Sami soylu bir kavim. Çivi yazısının yerini Fenike alfabesi almış oluyor.

Fenike Yazısı:

Fenikeliler, kuvvetli Sami karakterli halktandır. Hadat veya Fenike tanrılarından Adonis veya Melkart gösterilebilir.

İran dini, Mitras kültü şeklinde Anadolu’da genişlemeye başlamış. Fakat oradaki kültlerle karışarak mister şeklini almış. İran dininin Yunan diniyle ne şekilde karışıp yoğrulduğuna dair Kommogene Kralı Antiyohos I’in Nemrut Dağı’ndaki mezar yazıtı bir fikir vermekte. (Kay.: Ege ve Yunan Tarihi, s. 534.)

Alfabeyi Yunanlılar, MÖ 8. yüzyılın başlarına doğru Fenikelilerden öğrenmişler.

Bir taraftan eski İyon yazısının foinikein adını taşıdığını bildiren tarihçi Herodotos... (s. 136.) Örneğin Fenike "alef" harfi, Yunan’da "alfa" olmuş.

Kenaniler kendilerini Kenanî olduğunu zannetmekteler. Kendilerine ne isim verildiği tam olarak bilinmemekte. Yani Hititler gibi Kenanî olduğu tahmin ediliyor. Kısaca, Fenike-Kenanî alfabesi tüm alfabelerin atasıdır.



Çivi Yazısı

Çivi yazısında iki bin kadar hece ve kelime işareti var. En çok kullanılanların sayısı ise bine yakındı.

Sümerler çivi yazısını kullanarak düşüncelerini ve hecelerin seslerini belirtmeyi başardılar. Fakat şekil yazısı olmadığı için öğrenilmesi de çok zordu.

Çivi yazısını, bazı değişiklikler ve eklerle Akatlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlular, Hititler ve en son Persler kullandılar. Miladî 19. yüzyılda başlayan çivi yazısını çözümleme çabaları, birkaç arkeolog kuşağının birbirini takip eden araştırmaları sonucunda 20. yüzyılda tam anlamıyla başarılabilmiştir.


Çivi yazısıyla ilgili öğrenilmesi gereken bilgiler

1- Dikey çivi yazı işareti.
2- Yatay çivi yazı işareti.
3- Aşağı-yukarı çivi.
4- Köşe çengeli.

B- Hece işaretleri yalnız ses değerlerine sahiptirler.

C- Kelime veya kavram işaretleri (ideogramlar): Kelime işaretleri tek başlarına bir anlam taşırlar.

Çivi Yazısı Çözüldü, Nasıl?

Yazıyı çözen öncü yazı eski Persçe, ondan sonra Elamca ve Babilce. Bu üç dilli yazıtlar Ahamenid kralları dönemine aittir. Yazının çözümü Rawlinson'un on yılını aldı. Sankritçe'nin eski Persçeyle ilgisi var. Bu yakınlık, kelime anlamlarını ve gramatik özellikleri bulmasına yaradı. Ahamenid kral listesinde 300'den fazla işaret var. En son 790 satırlık, 8 yüzlü kil prizmayı çözmeye başladılar. Örneğin, sesli-sessiz harflerin bir arada yazıldığı heceleri tespit etti. En son 1906 yılında Boğazköy'de çıkan on binlerce tablette eski Babil yazı sistemi kullanılmış olduğu için kolayca okundu.

İlk okunan: NINDA-an-az-za-at-te-ni Watarma e kut te ni diye okuyan Çek bilginidir.

SİKKE İCADI

İlk sikkenin MÖ 7. yüzyılın son yarısında Lidyalılar tarafından icat edildiğini Herodotos bildirmekte, Lidya başkenti Sardes'te bulunmuş olan elektrondan (beyaz altından) yapılmış bakla şeklindeki en eski sikkeler tarafından ispatlanmıştır. Kay: Ege, Yunan Tarihi (sf. 185). Sikke, Lidya'dan İyonya, Ege Bölgesi ve Yunanistan'a geçmiş.

Eski Mısır Tarihi sf. 234: Mısır'dan çıkış, Hz. Musa Tutankamon döneminde MÖ 1346 yılı. Doğru, Musa'nın kavmiyle beraber çıkması gelir. Musa Peygamber'in tarihi şahsiyet olduğunu, Mısır'da bu din reformu zamanında yaşamış ve bu fikirlerinden faydalanmış, yani esinlenmiş olduğunu kabul ederler.

KENAN'ın ilk oğlu Sidon'un babası ve Hititlerin (İsraillilerin fethinden önce Kenan'da yaşayan halk. Bir de Anadolu Hititlerinin Güneydoğu Anadolu ve Suriye'de Geç Hitit krallıklarını kuran halkın torunları. Bu halkların ilişki derecesi bilinmiyor.) Yavusluların, Amarluların, Girgaşlıların, Hivlilerin, Arklıların, Semarlıların, Hanaklıların atasıydı. Kenan boyları sonra dağıldı.

SAM oğulları; Elam, Asur, Lut, Aram. Harran'ın oğlundan olan torun Lut Peygamber.

MUSA'nın Doğumu

Levili bir adam, kendi oymağından bir kızla evlendi. Firavun idaresinin baskısı neticesinde üç aylık bebeği Nil kıyısında sazlığa, sepet içine koydu. Sonuçta Firavun'un kızı bu çocuğu alıp sahiplendi, adını Musa koydu.

Musa ile Harun'un soy kütüğü: Levi soyundan olup adları şöyle: Gerşon, Kehat, Merari. Levi 137 yıl yaşadı. Kehat'ın oğlu Amram. Amram halası Yokavet'le evlendi. Yokavet ona Harun'la Musa'yı doğurdu. Amram 137 sene yaşadı. (On Buyruk)

Yahudilikte peygamberlik MÖ 5. yüzyılda yaşamış Malaki ile son bulmuş.

Adem'in Soyu

Şit, Kenan, Mahelalel, Yeret, Hanok, Metuşelah, Lemek, Nuh (a.s.). Hz. Adem'in Kayın (Karun) ile Habil adında iki oğlu dünyaya geldi.

Hanok'dan İrat doğdu. Kayın'ın torunlarından Ada adında kızı oldu. Ardından Silla adında bir kızı daha oldu. Tekrar Yuval, bir erkek çocuğu daha oldu.

Tuval-Kayın: Tunç ve demirden çeşitli kesici aletler yapardı.

NUH'un Oğulları

Sam, Ham, Yafet. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar Nuh'un soyundan türemedir.

Yafet'in oğulları: Gomer, Yavan, Tuval, Tiras.

Gomer'in oğulları: Eşkenaz, Togarma.

ZAZA sözcüğünün kökeni Sümer tabletlerinde rastlanır. Tevrat'ta Yaramnel'in iki oğlundan birinin adı. Ayrıca Zazalar, Asur Kralı Şemşi Adat'ın zamanında varlar. (Kay: Eski Çağ'da Türkiye'nin Hatırlattıkları)

Kült: Etimolojik anlamda Latince tapınma anlamında. İkincisi din anlamında. Ayrıca "doğa üstü güçlere" saygı göstermek.

Sümerler-Mesopotamya: Landsberger'e göre Sümer vatanı Tilmen Adası (İnci Adası), Bahreyn'dir.

Gılgameş Projesi

Uruk Kralı Gılgameş, Dünya'nın akıllı insanı Uruk Kralı Gılgameş, en iyi arkadaşı Enkidu ve Utnapiştim idi. (Kay: Sapiens Yuval kitabı.)

GILGAMEŞ Projesi

Uruk Kralı Gılgameş, Dünya'nın akıllı insanı Uruk Kralı Gılgameş, "en iyi arkadaşı" Enkidu. Ve Nuh tufanında sağ kalan arkadaşı Utnapiştim idi. (Kay: Sapiens Yuval kitabı.)

İnsan Türünün Kısa Tarihi

İnsanlar ilk olarak 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika'da, Güney maymunu anlamına gelen Australopithecus adı verilen maymun cinsinden evrimleşti. Afstralos... Bilim insanları yaklaşık 150 bin yıl önce Doğu Afrika'nın tıpkı bizim gibi görünen Sapienslerle dolu olduğuna inanmıyorlar. Bilim insanları, 70 bin yıl önce Doğu Afrika kökenli Sapiens'lerin Arap Yarımadası'na doğru yayıldıklarını ve oradan tüm Asya ile Avrupa'ya dağıldığına inanıyorlar.


Homo sapiensler Arabistan'a vardığında Avrasya'nın çoğu insanlar tarafından mesken tutulmuştu. Örneğin, Sapiensler Ortadoğu ve Avrupa'ya ulaştığında Neandertallerle karıştı. Bu insanlar sapienslerden daha kaşlıydı. Beyinleri daha büyüktü ve soğuk iklimlere daha iyi adapte olmuşlardı. Çeşitli aletleri vardı ve ateşi kullanabiliyorlardı.

Homo sapienslerin son kalıntıları günümüzden 50 bin yıl öncesine tarihlenir. Neandertaller ise yaklaşık 30 bin yıl önce yok oldular. Flores Adası'ndaki son cüce insanlar da 12 bin yıl önce yok oldular.

Paleontoloji yahut taşıl bilim, yani (fosil bilim), fosilleri veri olarak Dünya'da yaşamın tarihini inceleyen bilim dalıdır. Yunanca palaios (eski), onto (varlık) ve logos (bilim) sözcüklerinden türemiştir. Dünya üzerinde yaşamış canlıları inceler. Paleontologlar ölmüş bitki ve hayvan fosillerini incelerler.

Doğunun Prehistoryası

Dr. Prof. Şevket Aziz Kansu diyor ki; medeniyet, kent hayatı, yazı, yasa ve matematik nehir vadilerinde; Nil, Fırat, Dicle ve İndus'ta doğmuştur. Example (örneğin): Mısır halkına ziraati öğreten kral Firavun Osiris'tir.

Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal diyor ki: Milliyetçilik ırsi duygudur. İnsan cemiyet hayvanıdır.

Tarihte İlk Para

Yaklaşık MÖ 3. binli yıllarda Mezopotamya'da ortaya çıktı. Bu para gümüş şekeldi. Bir şekel 8,33 gram gümüştü.

Tarihte ilk madeni para MÖ 640 yılında Lidya Kralı Alyattes tarafından Türkiye'nin batısında basıldı.

Kadına Karşı Şiddetin Meşru Tarihçesi ve doğal sonuç, şiddetin yazılı meşrulaştırması.

Hammurabi Kanunlarında MÖ 1760'lı yıllarda görüldü. (Mehmet Önal, hukukçu). Hammurabi kim? MÖ 1810-1750 yılları arasında yaşamış, Amori kökenli Birinci Babil Hanedanı'nın 6. kralı...

Dinler neden ortaya çıktı?

Dinler, yani (inanç sistemleri), bundan 40-50 bin yıl önce ortaya çıktı.

İlk din hangi ülkede çıktı? Eski İran'da MÖ 1400-1200 arası peygamber olarak kabul edilen Zerdüşt tarafından kurulan Zerdüştlük inancıdır.

Hammurabi, tüm Mezopotamya topraklarının hâkimi olan Babil Kralı, Sümer-Akad Kralıdır. 42 yıl hükmetmiş. 1901 yılında İran'da bulunan Hammurabi Kanunları Louvre Müzesi'ne teslim edilmiş. Hammurabi Kanunlarının esası Tevrat'a dayanır. Çoğu bilinmeyen Hammurabi yasaları 82 madde.

Nemrut Dağı Tümülüsü neden kazılmıyor?

Kommagene Kralı I. Antiochos'a ait anıt mezar olan bu tümülüs henüz kazılmadı. Kral I. Antiochos kendi tapınağını inşa ettirip kendini buraya gömdürdü. Kralın mezarının tam noktası henüz bilinmiyor. Ve tümülüse zarar vermemek için kazı yapılamıyor.

HİTİTÇE Nasıl Dil?

Hitit dili (Luvice ve Palaca ile beraber) birçok kola ayrılan, aralarında Hint-İran, Yunan, İtalik, Kelt, Germen ve Slav dillerinin de bulunduğu Hint-Avrupa dilleri grubundandır. İlk defa Çek bilgini Bedřich Hrozný, Hititçenin Hint-Avrupa dil grubuna girdiğini belgelemiştir.

Hece işaretleri yanı sıra, kelimelerin yerine geçen işaretleri de çivi yazısının yapısı kendisine yardımcı olmuştur.

Bilinen en eski Hint-Avrupa dili Hititçedir. Eski Hititçe metinler MÖ 16. yüzyıla tarihlenmektedir.

Çivi yazısında sözcüklerin yerini tutan işaretlerin (logogram) her dilde anlamları değişmektedir. Örneğin, 4 işareti Almanca, İngilizce veya Türkçe metinde vier, four, dört olarak okunur.

Hoşgörülü halk Hititler, İvriz Kabartmaları ve yazılı kaya gibi eserler bırakmışlar.

Tavananna, Hititlerin kraliçesi, okunuşu (Tuana). Anadolu'da ilk siyasi birliği sağlayan halk Hititler. Çok tanrılı inanca sahip olan Hititlerin kraliçesine Tavananna (Tuana) adı verildi.

Hitit Dili

Hiyeroglif yazıtlarda kullanılan dilin Hititçe olmayıp, Hititçeyle büyük benzerlikler gösteren bir türü olduğu saptandı.

Hititlerin başkenti Çorum Boğazköy (Hattuşa).

Anadolu'da ilk siyasi birliği sağlayan halk Hititlerdir. Çok tanrılı inanca sahip olan Hititlerin kraliçesine Tavananna adı verildi.

PANKUŞ adlı ilk danışma meclislerini kuran Hititler, kendilerine has hiyeroglif yazılarını geliştirmişler, Asur çivi yazısını yazı dili olarak benimsemişler. Hititler, Anadolu dillerinden Luvice ve Hititçe dillerini konuşmuşlar.

ANADOLU'nun Erken Halkları

MÖ 2. binde Anadolu (doğu).

Troia (Wilusa - Hititçesi İlios), Yalburt (Pedessa), bugünkü Ilgın ilçesi, İkuwania (Konya), Tarhuntassa (Çarşamba, Hatip, Karadağ, Kızıldağ), Arzawa/Mira (Apasa, Efes, Menderes), Miletus (Millawanda), Lukka: Winuwanda, Dinoanda (Talavatlos), Pinala (Pinara), Xantos (Awarno), Walma (Beycesultan), Eğridir Gölü, Pala: Karadeniz, Kaşka: Zuliya, Şapinuwa, Ankara (İnandık, Gordion, Gavurkale), Boğazköy/Hattum (HATTI, Alişar Höyük, Eski Yapar), Çekerek: Tapıgga (Maşat), Malidya (Malatya), Isuwa: Korucutepe, Mitani, Mittan, Mitanı, Mıttanı (Harran).

Özel Not: Megaron: Büyük salon, evin kadınlara ait bölümü.

İbrani sözcüğü, Fırat'ın öteki tarafından gelen göçmen ya da gezgin anlamındadır.

Mezar Kitabeleri

Lahit (sarkofaj), Heroon (mezar binası), Stele (mezar şahidesi), Xaire (here): Elveda. Hellen Dönemi'nden mezar taşı yazıtı.


OLYMPOSLU TANRILAR

Hestia, Demeter, Hera (altın sandallı Hera), Zeus; tanrıların ve insanların babası.

Zeus, Olympos Dağı'nı mekân tutmuş, kardeşleri ve çocukları ile beraber "evreni" buradan idare etmeye başlamıştı. Önce dağ olarak nitelenen Olympos, daha sonraları semavi yer olarak algılanmış. Fakat Olympos denince ilk akla gelen, Makedonya ile Teselya arasında bulunan 2.985 metre yüksekliğindeki dağda oturduğuna inanılır. Zeus, 1001 doruklu Olympos'un tepesine taht kurmuş. Diğer tanrıların sarayları ise daha aşağıdadır. Tanrılar insanlar gibi giyinir, öfkelenir, üzülür, acı çekerler. Kavgalara karışırlar, acı çeker ve yaralanırlar. Sadece Hades, yer altına hükmettiği için Olympos'ta oturmazdı.

Zeus'un kardeşleri ve çocuklarıyla beraber Olympos'tan dünyayı idare ettikleri için bu tanrılar 12 Olymposlu tanrı olarak bilinir. (sf. 25, Troya 26)

İONİA

Efes, Karabel, Batı Anadolu kıyıları. Şimdi yani günümüzde İzmir ve Aydın illerinin Ege Denizi kıyısındaki tüm batı kesimi ile Yunanistan'ın Sakız ve Sisam adalarını kapsıyor. (Ege Yunan Tarihi, sf. 80)

Halkının kökeni: Bölge adını Orta Yunanistan'dan gelmiş, Yunanistan'ın farklı dilini kullanan Hint-Avrupa göçmenlerinden almıştır.

İON adı eski Doğu belgelerinde Yaman ya da Yawan biçiminde geçer. Önceleri Anadolu'nun eski halklarından Lelegler, Karyalılar ve Lidyalılarca iskân edilen bölgeye MÖ 11. yüzyılın sonlarında, 10. yüzyılın başlarında gelmeye başladılar.

İyonlar MÖ 3000'li yıllarda, günümüzden beş bin yıl önce Anadolu'ya geldikleri anlaşılıyor. Hindistan'dan göçlerle Anadolu ve Mezopotamya'ya giren "Yavanos"lara Anadolu'da "Yavan" denmeye başladı. Yüzlerce yıl boyunca bu sözcük İyon diye Suriye'ye göç eden Yavanlara, orada İafes'in oğlu Yavan dendi. (Kay: Şakir Kabaağaçlı)

LİDYA

Başkenti Sardes. MÖ 12. yüzyılda kurulan Lidya Hükümdarlığı, Anadolu'nun batısında kurulmuş. Tarihte ilk defa madeni para basıp kullanan Lidyalılar, bastıkları parayı altın ve gümüşten değil, bu iki madenin alaşımı olan elektrum madeninden yapmaktaydılar. Strabon'a göre Sardes'te halk, tarihin ilk kerhanesini açan insanlar Lidyalılardır.

Lidya bölgesi, Hitit Çağı çivi yazılı belgelere göre MÖ 2. binde Assuwa adını taşıyordu.

ATALAR

Atalar; İbranilerin kendileri ile ahitleştiği üç atasına verilen ad: İbrahim, İshak ve Yakup.

Lidya bölgesi MÖ 2. bin yıl ortalarında Assuwa adını taşıyordu. MÖ 6. yüzyıldan itibaren Hellenleşmeye başladı. (Kay: Dr. Veli Sevin, Anadolu Coğrafya Tarihi, s. 176)

Hz. Nuh'a gemi yapmayı Sümer Tanrısı Enki öğretmiştir.

Hz. İbrahim, Ur şehrinin rahibi ve Türk.  (Kay: Reha Oğuz Türkkan)

GALATLAR

Kudüs, Avrasya ailesinden kavimlerin; Filistler, Hititler ve daha niceleri. Hatta bu kavimler krallık soyuna bile kanlarını karıştırmışlar. Örneğin Süleyman'ın Hititlerin oğlu olduğu... Bu çağda Yahudilere her yerde rastlıyorsunuz.

Mezopotamya'da ilk Türkler: MÖ 6 bin ile 4 bin yılları arası Subarlar, Sümerler ve Elamlar.

MÖ 3 binli yıllarda Anadolu'ya Hattiler, Luvilerin bir bölümü ve daha sonraki yıllarda Turska/Etrüskler ve Ulmekler göç ettiler. (Kay: Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan)

LUVİLER

Lidya, Hitit dilinde "ışık insanı" anlamında. Bu Luvi halkı MÖ 2300'lü yıllarda ortaya çıkmış. Örneğin Apollon adı, Luvi dilinde "su" anlamındaki "apa" sözcüğünden türemiş. LA-RA sözcüğü Luvice dilinden.

Asur Kanunlarında görülen acımasız yargı örnekleri; esirlerin kazığa oturtulması ya da derilerinin yüzülmesi, kesilmiş kafataslarından piramitler oluşturulması vb.

Eski Çağ'da Doğu ülkelerinde sıkça rastlanan kardeş evliliği, Hititlerde ölüm cezasıyla yasaklanmış. (Kay: Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi)

Sümer Tanrıçası İnanna ile kardeşi Dumuzi kardeştir. Dumuzi kelimesi zamanla Adem'e doğru evrilecektir. Mezopotamya'da Sümer egemenliği yerini Semitik uluslara bırakınca İnanna-Dumuzi kardeş yöneticiler yerine farklı uluslar için farklı adlar almış. İnanna, Marianna'ya, Meryem'e dönüşünceye değin birçok değişik adla anılmış.

Sümerlerin Bereket Kültü: İnanna. Sümerler, Mezopotamya'da MÖ 3200'lü yıllarda yazıyı kullanmaya başlamışlar.

İnanna, Sümerlerin aşk ve savaş tanrıçasıydı. Ay Tanrısı Nanna ile Gökyüzü Tanrısı Anu'nun kızıydı. Akat ve Babil'de ona İştar derlerdi.

MÖ 3500'lü yıllarda Sümerler, bilinen ve sembolü sesi belirlediği ilk yazıyı kullandılar. Bu Sümer yazısı; Akatlar, Elamlar, Babilliler, Asurlular, Hititler ve Urartuların elinden geçerek değişikliğe uğratıldı ve Fenikelilerde fonetik, yani sese dayalı dil oldu.

İYİ Tanımı

Çivi yazısı işaretleri konuşulamıyordu. Fenikelilerin icat ettiği Fenike alfabesiyle her harf ses değeri taşıdığı için konuşulan dil oldu, diye anladım. Yani çivi işaretlerinin alfabe harfleri gibi fonetik ses değeri yoktu. Alfabeye geçince harflerin değerleri bulunmuş oldu. Örnek: Fenike alfabesi.

Dipnot: İnsanlar günümüzden 1400 yıl önce çivi yazısını bıraktılar.

Arap Dili - Alfabesi

Arap alfabesinin, aslen Aramice alfabesinin varyantı olan Fenike alfabesinden evrildiği düşünülmektedir. Ayrıca Fenike alfabesinden İbranice ve Yunan alfabesi, daha sonra da Kiril ve Latin alfabesi ortaya çıktı.

Kadın Peygamberler

Kutsal kitabın Tevrat bölümünde beş kadın peygamber adı geçiyor. İlki Tevrat'ta geçen Meryem (Miryam); Musa Peygamber'in ve Kâhin Harun'un ablasıydı. Diğer üç kardeşin hepsi peygamberdi ve üçü de liderdi. Harun'un kız kardeşi peygamber Miryam, defini eline alıp çalarak kadınları def çalgısı eşliğinde oynamaya başlattı. (Kay: Ömer Sağlam, www.turansam.org)

Dikkat Not

İlk alfabe kabul edilen Sümer çivi alfabesidir. Modern alfabenin kökeni Fenikelilere dayanmaktadır. Bu Fenike alfabesi, Antik Mısır hiyeroglif alfabesinden esinlenerek oluşturulmuştur. Mısır hiyeroglifiyle Sami alfabesi arasında yakın ilişkiler vardı. Arapların, Yunanlıların, İbranilerin ve Latinlerin alfabeleri Fenike alfabesinden türemiştir.

ÖZEL NOT

Çatalhöyük'te MÖ 7. binli yıllarda, 5 bin ile 10 bin yıl arası insanlar yaşıyordu.

Akat İmparatorluğu'nun kurucusu B. Sargon. Asurlular sert yapılı ve çalışkandır. Kıvırcık sakallı ve lüle gibi uzun saçları var.

Hz. İbrahim; yasa koyucu Hammurabi'nin çağdaşı. Hammurabi, Hz. İsa'dan 1700 yıl önce yaşamış. Hammurabi yasalarının bazıları sert, adaletli. Kurallarından bazılarını Tevrat'ta görebiliriz.

Hz. İbrahim, Kantura oğullarından olup bir Türk kızıyla evlenmiş. Ketura adlı kadınla evlendiğinden bahsedilmekte. Türklerin Hz. Ali'ci olmaları da ondandır. (Kay: www.turansam.org, Turan Stratejik Araştırma Merkezi, Ömer Sağlam)

Arthur Koestler'in 13. Kabile araştırmasında Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş Hazar Türkleri olduğu savını ortaya koydu. Einstein'ın Yahudi olduğu zaten bilinen gerçek. (Kay: Reha Oğuz Türkkan)

ROMA TARİHİ

Roma kentinin tarihi değil; Roma, İtalya ve bütün Akdeniz ülkelerinin büyük cihan devleti tarihidir.

Roma kenti, Latince "çiçekler" anlamına gelen Florens adından türemiş. Roma adı ise kentin kurucusu İmparator Romulus'un adından türemiş. Roma'nın dili Latince olup, Hint-Avrupa dil ailesinin İtalik kolundandır.

"Roma cemaatini Romalı yapan Roma vatandaşlığı hukuku."

Roma sistemi şeklinde İtalya'dan dışarı çıktı. MÖ 2. yüzyılda Batı Akdeniz'e hâkim oldu, arkasından Doğu Akdeniz'e hâkim oldu. MÖ 44 yılında bütün Akdeniz dünyasını artık fiilen elinde bulunduruyordu.

Roma'nın cihan devleti 500 yıl sürdü. Kuruluş süreci de hesaba katılırsa bu devlet tam 1100 yıl devamla yaşama nasip olmuş.

ETRÜSKLER ve Türkçe

Etrüskler İtalyan halkı değil, Anadolu veya Ege'den Friglerin deniz yoluyla İtalya'ya kovduğu Anadolu halkıdır.

Fizyolojik yapıları; geniş omuzlu, kalın boyunlu, koca top kafalı ve küçük boylu halklar. Bu tanım resimlerde dilleri Anadolu Türkçesidir. İtalya'ya kent hayatını sokan Etrüskler, yani Türklerin ataları denebilir.

MÖ 1. binin başlarından itibaren İtalya'ya gelen Etrüskler, yarımadanın batısında Tiber Irmağı'nın sol sahili arasında kalan, Toscana adını alacak yere çıktılar. (Kay: Prof. Dr. Halil Demircioğlu)

Eski Çağlarda Devlete Karşı Gelme Cezası (Ağır Suçtur)

a) Babil İmparatorluğu'nda ceza, insanı diri diri ateşe atmak.
b) Roma'da çarmıha germek.
c) Mısır'da ceza idam etmek.
d) Asur'da boynunu kesmek.

(Bu cezalar devleti yok etmek isteyenlere uygulanır.)

Yunan tanrılarının anası olan Rhea, Girit kökenlidir. Gök Tanrısı Kronos ile evli olan Rhea, Zeus'u mağarada doğurur.

Bizans: Trakya'da Megaralı kolonistlerin kurduğu koloni kenti, bugünkü İstanbul.

Mezopotamya Hakkında Özel Bilgi

Sümer; Babil, Asur, Elam, Akat ve Arami gibi eski ve büyük medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği uygarlığın coğrafi sınırları ise güneyde Basra Körfezi, kuzeyde Güneydoğu Toros Dağları, doğuda Zagros Dağları, batıda Suriye Çölü ile çevrilidir.

Sümerlerin asıl yurdu: MÖ 4. binin ortalarında Mezopotamya'ya geldikleri kabul edilen Sümerlerin asıl yurdunun neresi olduğu kesin bilinmemektedir. Çek bilgini Bedřich Hrozný'ye göre Sümerler kendilerine Kengerler derler. Kara kaşlı, kara gözlüdürler. Ayrıca saçlarını ve yüzlerini tıraş ederler. (Kay: Muazzez İlmiye Çığ)

Landsberger'e göre Sümer vatanı olarak önerilen yer Tilmen, yani İnci Adası (Bahreyn)'dir. Başka bir öneri de Sümer yurdunun Pencap ve İndus Vadisi olmasıdır.

Hammurabi 43 yıl saltanat sürmüş. MÖ 1728-1686 yılları arasında Mezopotamya'nın büyük-küçük şehir devletlerini işgal etmiş. Sümer-Akat ülkelerini imparatorluk hâline getirmiş. Eski Babil soyunun 6. kralı Hammurabi'dir.

İBRANİCE SÖZCÜKLER

Aliya: Yükselmek.
Amida: Kıyam, dua.
Atalar: Avot. Yahudilerin Tanrı'ya yaptığı ahdin üç atasına verilen ad: İbrahim, İshak ve Yakup.
Cizye: Baş vergisi.
Hazan: Cemaat temsilcisi.
Kaşer: Aşkenaz aksanı "köşer".
Musaf: Şabat ya da bayramda okunan ilave dua.

TÜRKÇÜLÜK

Türkçülük ırkçılık demek değildir. Ziya Gökalp ne diyor: "Irk atlarda olur." Türkçülüğün bir terbiye, bir hars (kültür) meselesi olduğunu hatırlatır.

Einstein'dan alıntı yaparak: "Deha ile ahmaklık arasındaki fark, dehanın sınırlarının bulunmasıdır." (Kay: Prof. Dr. İskender Öksüz)

Antik DNA - İnsan Göçleri

Yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika'daki diğer türlerinden ayrıldığı düşünülen, anatomide insan olarak tanımlanan Homo sapiens başta Asya olmak üzere Avrupa ve diğer kıtalara yayılmıştır. (M. Tunç)

Yazı yoksa tarihte yok: Düşünün, insan dünyada on binlerce yıldır var. Afrika'dan 70 bin yıl önce çıkmışız. Fakat medeniyet dediğimiz şey 5 bin, taş çatlasa 5 bin 500 yıllık. İnsan bilgisini nesillerine kayıpsız aktaramadığı için geçmişinin yüzde doksan beşinde boşuna yaşanmış... Sonuç: Tarih yazıyla başlar.

MÖ 3 binli yıllarda Hind medeniyeti (sf. 162). İndus kentleri, Sümer kentleri gibi tepecikler grubundan teşekkül eder. İndus halkı, uzun kafalı Sümerli tiplerden birine yaklaşmaktadır. Levha 21'de Sümer modası gereği sakal tıraşlı, üst dudak ve enseye doğru toplanmış uzun saçlar görülmektedir. Ayrıca dolikosefal olan daha yüksek tip Avrupa-Afrika ve Akdenizli tesmiye olunmuştur. Üçüncü olarak Alpli veya Armenoid brakisefal bir tip, Akat'ta Kiş'te olduğu gibi temsil edilmiştir. (Kay: Doğunun Prehistoryası, V. Gordon Childe, TTK, sf. 164)

SÜMERLER ve DİL

Yazı: Mezopotamya'da 18 büyük Sümer şehir devletinin surlarla çevrilmesi MÖ 4. bin yılı başlarına uzanır. Sümer dili MÖ 3300 yılından MÖ 3000 yılına yakın gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı. Sümer döneminde Mezopotamya'da 18'i büyük olan yaklaşık 35 şehir ve kasaba vardı.

MÖ 550'de Eski Yunanistan'da Balkanlara göç eden Yunan kabilelerinin kurduğu Yunan şehir (polis) devletleri aynı zamanda demokrasinin ilk temellerinin atıldığı yerlerdir.

Sonuçta Akatlar tarafından çökertilmesi sonrası Sümerler bir daha eski hâline gelemedi. İnanışlarını etkilediği gibi Fenike-Yunan ve Roma bağlantısıyla da günümüze ulaştı. Sümerler MÖ 2000'li yıllarda bağımsızlık ve kimliklerini kaybettiler. Kendilerine has dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı.

"Sümer inanışları ve mitolojisi, İbranilerin Babil sürgünü yoluyla Yahudi, Hristiyan ve İslam inançlarını etkilediği gibi Fenike-Yunan-Roma bağlantısıyla da günümüze ulaşmıştır."

Özel Not

Antik Yunanlılar çivi yazısını biliyor ve okuyorlardı. Örnek: İngiliz British Museum'da bulunan iki yüzlü, yani iki yüzü de yazılı tablet. Bir yüzü Sümerce-Babilce yazılı, diğer yüzü Yunan alfabesiyle yazılıdır. Bu tablet Babil harabelerinde bulunmuş. British Museum'da. (Babil bugünkü Bağdat'ın yakınlarındadır.)

Gılgameş MÖ 3. bin yıllarında yaşamış Mezopotamya kralıdır. Gılgameş Destanı, Homeros'tan 1400 sene önce yazılmış ilk edebî eserdir.

Homeros MÖ 8. yüzyılda yapılan Truva-Yunan Savaşı'nı anlatmış.

Tarkou (Tarku tanrı adı, Luvice).

Dolaptaki İskeletler, Homo sapiens

İnsanlar ilk olarak 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika'da "Güney maymunu" anlamına gelen Australopithecus adı verilen maymun cinsinden evrimleşti (yani gelişim, değişim).

Son 10 bin yılda türümüz gerçekten de dünyadaki tek insan türüydü. Bu insanlar Avrupa ve Asya'da evrim geçirirken, Doğu Afrika'daki evrim de durmadı. İnsanlığın beşiği Rudolf Gölü, insanı anlamına gelen Homo rudolfensis, çalışkan insan Homo ergaster, hiç de alçak gönüllü davranmayarak zeki insan adını verdiğimiz türümüz olan Homo sapiens gibi pek çok türe ev sahipliği yapmaya devam etti. (sf. 20)

Düşünmenin Bedeli

İnsanların diğer hayvanlara kıyasla olağanüstü büyük beyinleri vardır. 60 kg ağırlığındaki memelilerin ortalama beyin hacmi 200 santimetreküptür. Modern sapiensin ortalama beyni ise 1200-1400 santimetreküptür. Neandertal beyni ise daha da büyüktü. (s. 22)

Galatlar dillerini Hellenleştirdi. İsa'dan önce 3. yüzyılda Anadolu'ya gelerek Kızılırmak yayı ve Ankara'ya yerleştiler. Romalılar Galatlara Galyalı Keltler adını koymuş. Roma ve Hellen ordularında paralı askerlik yaptılar.

Antropolojik yapıları; sağlam vücutlu, savaşçı, uzun boylu, kızıl saçlı, yarı çıplak, iyi taş atan, kavgacı halk. Galatlar, Anadolu'daki sarışın, renkli gözlü insanların DNA'sıyla günümüze kadar gelmiş. İsa'dan sonra 1. yüzyılda Hristiyan olmuşlar.

YAHUDA KRALLARININ SOYU

Şemaya'nın oğlu Hattuş. Filistler MÖ 7. yüzyılda Girit'ten Gazze'ye göç ediyorlar. Doğrusu, Girit'ten Mısır'a saldırıya geçiyorlar. Fakat başaramayınca dönüp çöle gelip Gazze'ye giriyorlar. İsrail'i Asurlular ezdi. Ardından Babil Kralı ezdi.

HURRİLER

İlk defa MÖ 3. binin son çeyreğinde Anadolu'da rastlanıldı. Ayrıca Orta Anadolu'da Neşa'da, Karum yerleşmesinde çıkan tabletlerde rastlıyoruz.













20 Ağustos 2023 Pazar

SÜMER VE HİTİT ÇİVİ YAZISINDAN ÖRNEKLER

 























ROMA'NIN KURULUŞU VE ESKİ ÇAĞ BİLGİLERİ

 ROMA'NIN KURULUŞU:

Hatti Ülkesi (Anadolu) inde Çanakkale Boğazında bugün Hisarlık denilen yerde harabelerinden çıkarılan eski Troia  kenti prenslerinden Aeneas'ın sülalesi tarafından kurulmuş.

ROMA KRALLARI: İlk kral Romulus, Romulustan sonra Numa Pompilius, 3. kral Tullus Hostilius, 3.kral Tullus Hostilius, 4.Ancus Marcius.

             ROMA'DA ETRÜSK KRALLARI:

   1.Targuiiinius Priscus sonra yerine damadı II.Servius Tullius geçiyor. III.Targuinius Su Perbus kral oluyor.

Roma'nın Dili Latince, Hind-Avrupa dilinden İtalik bir daldır.Roma dahil bütün İtalya ve Akdeniz kavimlerinin müşterek tarihidir.

ROMA Cemaatini, Romalı Yapan "Roma Vatandaşlığı Hukuku"da MÖ I.yüz yılda büütün İtalya halkına verilmiş ve bunlar, böylece Romalı olarak devletin mukadderatına iştirak etmişler.

ROMA Tarihi: Roma kentinin tarihi değil, Roma İtalya ve bütün Akdeniz ülkelerinin büyük "cihan devleti" tarihidir. Roma sistemi şeklinde İtalya'dan dışarı çıktı. MÖ II.yüz Batı Akdeniz hakim

oldu. Ardından Doğu Akdeniz'e hakim oldu. MÖ 44 senesinde bütün Akdeniz dünyaya artık ffilen elinde bulunuyordu.MÖ I. Yüz yılda 600 'ten ta... Fırat boylarına kadar uzanan bir devlet olarak, Akdeniz havzasında ve tarihte ilk kez poiltik alanda bircilik (vahdeti) kurmuş oldu.Roma'nın Cihan Devleti 500 yıl sürdü. Fakat tamamen oluş zamanında hesaba katılırsa görülüyorki, bu devlete tam 1100 yıl devamla yaşama nasip olmuş.

       Doğu ROMA DEVLETİ (BİZANS) Merkez değiştirerek İstanbul(Costantinopolis) bütün kuruluşlarıyla devamı kabul edilirse ki (gerçek budur) Roma Devletinin hayatı binyıl daha sürdü.

Akdeniz de cihan devleti haline gelen Roma'nın eseridir. Avrupa hala onun yarattığı hukuk düzeni içinde yaşamaktadır. 

Roma'da etnik bir vahdet (biricilik) görülmeyen ülkede, kan üzerine değil, vatandaşlık esası üzerine burada herkes buna, Roma Vatandaşıyım hukuki birlik meydane getirdi.Sonra devlet kendi dilinin çevredeki hükümranlığı sayesinde lisan üzerinede biricilik kurdu.Tarihte ilk kez Akdeniz havzasında siyasi alan kuran doğu ve Batı Akdeniz dünya halklarını vatandaşlık ilkesi üzerine bir araya topladıktan sonra kültürel biriciliğe götürdü.Daha doğrusu Roma,Hellenistik kültürü, İtalya,Akdeniz halklarının verdikleri hisselerle yoğurmak suretiyle hellenistik ayrıntıda Akdeniz dünyasında kültür biriciliğini kurmayı başardı.rOMA, Batı dünyasında ve bugüne kadar,Helles yanında Avrupa uygarlığı ve kültürünün ikinci kaynağıdır.(kay:Dr.Halil İnalcık,DTCF)  

                

            ETRÜSKLER VE TÜRKÇE:

Etrüskler İtalyan halkı değil Anadolu veya Ege'den Friglerin deniz yoluyla kovduğu Anadolu halkıdır.

ETRÜSKLERİN Antropolojik Yapısı; geniş omuzlu, kalın boyunlu, kocaman top kafalı (brakisefal)ve küçük boylu insanlar. Bu tanım resimlerde dilleri Anadolu türkçesi onun için Atatürk'ün dediği gibi türkçedir. İtalya'ya kent hayatını sokan Etrüskler yani Türklerin ataları denebilir. Arkeolojik buluntulardan Etrüsklerin MÖ 10..Yüz yılda daha sonra da MÖ 8.Yüz yılda olmak üzere başlıca iki göç halinde İtalya Yarım adasına gelmiş oldukları anlaşılmakta. MÖ I.binin başlarından itibaren İtalya'ya gelen Etrüskler yarım adanın batısında Tiber Irmağı ile Arnus Irmağının sol sahilinin arasında kalan Toscana adını alacak yere çıktılar.Etrüsklerin doğruca buralara gelişlerinde belkide buraların madenleri bilhassa bakır bakımından zenginliği rol oynamış olabilir. Belkide gemici ve savaşçı kişiler olarak buralara gelen Etrüskler kurdukları eski halkı kendilerine bağlamışlar veburaların efendileri olarak beraber yaşamışlar.(kay: dr. prf. Halil Demircioğlu C.I,s.16-17)

   

                SUMERLİLERİN ASIL YURDU:

MÖ 4.binin ortalarında Mesopotamya'ya geldikleri kabul edilen Sumerlerin asıl yurtlarının neresi olduğu kesin bilinmemektedir. Mesopotamya Sumer,Babil, Asur,Akad,Elam ve Arami gibi eski ve büyük uygarlıkların doğduğu ve geliştiği uygarlıkların coğrafi sınırları ise güneyde Basra Körfez. kuzeyde güney-doğu Toros Dağları,Doğuda Zagros Dağları, Batıda Suriye çölü ve Arapistan çölü ile çevrilidir.

Asur Bilimci Yahudi soylu Meyer diyor ki Sumerler dini, Samilerden öğrendiler. Ayrıca Sumerde eğitim paralı idi.

SUMERLER MESOPOTAMYA ya Bahreyn'in  İNCİ Adasından geldiklerini. İnci Adasının Mesopotamya'ya ni Sumer kültür merkezine yakın Alman Yahudisi Lands Berger. Birde Sumerlerin anayurdu Orta Asya diyen, Çek bilgini Hrozny'dir. Sumerler kendilerine "Kengerler" diyorlar Sumerler kara kaşlı,kara gözlü. Birde saçlarını ve yüzlerini traş ederler. (kay: Muazzez İlmiye Çığ, Sumerli LU Dingirra).

               

            DOĞU'NUN PREHİSTORYASI:

Medeniyet, kent hayatı, yazı, yasa matematik büyük nehir vadilerinde Nil,Dicle, Fırat,İndus'da doğmuştur. Sumerler genelde Babil'de uygarlığın kurucuları kabul edilmiştir. Dicle'nin doğu yamaçlarında konuşulan ELAM'ın anzanit tipindeki dillerine has sonu kerteye benzemekte. Buiçeriği iyi anlaşılmayan grub için Yafes adını teklif etmişler.Ne Sami, ne Sumerli olmayan ve teninin yani derinin beyazlığı ile Sumerlerden ayrılan halk kitlesi, eski dönemde Zagros'un batı platolarındaSubarlar adını verdiği ve Spaiser'in anladığı üzere dillerinin Yafesi olması mümkün olan halk kitlesi yaşamıştır.Sonuçta 1930 yılında Almanlar, Tevrat'ta "Erek"diye geçen Warka'da çalışmalara başladılar.Bu uygarlığın üç bin prehistorik safhasını çıkardılar. Bu uygarlığa "Erek adını Sumerce şekline bakılarak Uruk devri adı verilmiştir.Sumer'in ilk sakinleri dışarıdan gelmişler.Çünkü bölgede koyun ve keçinin serbestçe otladıkları buğday ile arpanın yetiştiği alanlar,arkeologların incelemedikleri güney ve batı çölünden gelmişler. Tarih Babil'in güneyinde başlıyor. Bu bölge iki nehirarasında olan vadide üç bin yıl hüküm sürüyor.Dinin, hukukun ve fikirlerin dünyasınıve sanatın sumerin adı verilenuygarlığın beşiğidir. Sumerler ulusal benlikleriini kaybettikten ve dilleri öldükten sonra kurdukları uygarlığın yapıcı ve ÖN ASya'daki komşularına kendini zorla kabul ettiriyordu. Doğunun ön tarihinin başladığı yer,tarihten prehistoryaya geçiş Ur,Uruk,Erek,Lagaş(Tillo),Şuruppak ve Kiş'te örneğin ninova ve Susa'dan bin yıl önce olmuştur.Sumerler prota çölde ve sazlıkta,bataklıkta bitmeyen hububatı çoktan ekip biçiyorlardı. Prota Sumerler tuğla yapmasını biliyorlar ve yapıyorlar. Prota Sumerler "ölülerini" uzunlamasına gömüyorlardı.Sumerlerin erkekleri uzun ve arkaya yumru şeklinde toplanmış uzun saçları vardı. Ve bıyıklarını traş ediyorlardı. Uruk, İbranice Erek'in Babil şekli. Bu adı koyan Alman bilimcileri.(kay: V.Gordon Childe, İngiliz.TTK) 

                 

            MESOPOTAMYA DÜNYASI:

Yaklaşık MÖ 3000 yılında, Kiş,Eridu, Nippur, ve Ur gibi bazı Sumer kentleri.

İLK İMPARATORLUKLAR: Sargon ve Akkad imparatorluğu.

AMURRULAR: UR İmparatorluğunun  güney sınırında verimsiz çölde bir grup göçebe yaşıyordu. Koyun sürüleri besliyor ve bu hayvanların etleri ile yünlerini buğday, hurma, alet ve silah karşılığında satıyorlardı.

Bir Dönemin Sonu: Yaklaşık MÖ 2006 yılında imparatorluğun parçası olan Elam adlı krallık Ur'a saldırdı. Ve onu yıktı.

ELAM: Başkenti Susa ile Dicle nehri ve Zagros dağlarının arasında bulunuyordu. Elam Kültürünü MÖ 4000 yılına kadar geri gitmektedir.Sonuç: Pers işgaliyle Elamlılar yok oldu. Sumerce bilen halk Elamlılar.

              SUMER Tanrıçası İnanna'nın kardeşi olan DUMUZİ kraldı. Dumuzi sözcüğü zamanla"ADEM'e doğru evrilecektir. Mesopotamya'da Sumer egemenliği yerini "Semitik uluslara" bırakınca İNANNA-DUMUZİ çiftinin yerine farklı uluslar için farklı adlar almıştır. İnanna, Marianna'ya Meryem Meryem'e dönüşünceye değin bir çok değişik adla anılmıştır.

Sumerlerin Bereket Kültü İnanna: Sumerler, Mesopotamya'da MÖ 3200'lü yıllaarda yazıyı kullanmaya başlamışlar.İnanna,Sumerlerin aşk ve savaş tanrıçasıydı.Ay tanrısı Nanna ile Gökyüzü tanrısı Anu'nın kızıydı. Akkad ve Babil'de ona İştar derlerdi. Btaı Samilerde Astarta, Roma'da Venüs adlarını aldı. Adına yapılan tapınaklarda, Onun yerine s.x görevi yapmak için Sumer'in en saygın kadınları yarışırdı.Bu bildiğimiz anlamda porni değil, bereket ve çoğalmayla ilgili dinsel olaydı.

                

            SUMER,BABİL VE MISIR'DA KIYAMET-DİRİLİŞ: 

Sumer-Babil tabletlerinde veTevrat metinleri arasında "ölümden sonra yeniden dirilme konusunda tam benzerlik görülmektedir. Ama her iki medeniyet kurucuları halk, kıyameti veyeniden dirilişi inkar etmektedir.

Sumer ve Babil Halkları öbür dünyayı karanlık ve korku dünyası olarak görürler. Oraya giden insan bir daha oradan çıkamaz. Sumer Tanrısı, Tanrı Nırgal'ın hükmettiği bu dünyaya yer altı dünyası adını verirler. Ve bazende ölüler kenti adını verirler. Kısaca Babil ve Sumer inancında cennet, cehennem yahut nimet ve azap inancı yoktur. Bu Sumer-Babil halkı uykuyu ölüme en yakın örnek kabul ederler. Ölünün EDMU adlı koyu gölge şeklinde olduğu düşünülen ruhu ölüyle beraber aşağı dünyaya iner, dini ayin ve törenlerin yerine getirilmesi sırasında  onunla birlikte orada kalır. Eğerbelirlenen şartlar yerine getirilmezse, bu koyu "EDMU" yer altındaki ölüler, ölüler dünyasından çıkıp kötü ruha dönüşerek; insanlara zarar verip kötülük ederler. EDMU adı verilen ruhun,ruh dünyasından çıkıp gelmesini önlemek için defin uygulamasını dini kurallara uygun olarak yerine getirme konusunda  titiz davranırlar. Cezanında ödülünde bu dünyada olduğu konusunda ki benzerlik Babil kaynaklarında ve Tevrat'ta açık şekilde görülmektedir. Sumerler, Fırat Nehrinin bol su kaynaklı "APISO"bölgesini kutsal cennet olarak adlandırmış.(kay: Muzaffer Tunç, ,Eski Çağda, Türkiye'nin Hatırlattıkları yıl,2018)

                ZAZALAR: Zaza kelimesinin kökeni, Sumer tabletlerinde rastlanır.Tevrat'ta Yaramnel'in iki oğlundan birinin adı"Zaza'dır. Asur KralıŞemşi Adad'ın zamanında varlar.(kay:M.tUNÇ,Eski Çağ da Türkiye'nin Hatırlattıkları)

               

               URUGAKİNA VE HAFGADA KİTABI: 

a- Sumer Reform Kanunu Musa'nın getiirdiği kitap Tevrat kaynağını yahudilerin köklerinin uzandığu  Mesopotamya'daki hafgada kitabındaan alır. ON EMİR'de Uragakina ve Hammurabi yasalarına dayanır.İSLAMIN uyum sağladığı Musa inançları Hrıstıyanlığıda etkiledi. Hammurabi öncesi kanunlar. "Hz.Musa Sumer, Asur, Hititlerin kullandığı çivi yazısını biliyordu.

Hammurabi Öncesi Kanunlar... a-Urugakina reformları. b-D ur-D Nammu kanunları. c-Lipit-İştar kanunları. d-Hammurabi kanunları.

                İNDUS VADİSİ: Yaklaşık MÖ 2500 yılında İndus Vadisinde gelişmiş,bir kültür vardı. Sumerliler bu kültüre Meluhha diyorlardı.

Hind Avrupalılar, Hind-Avrupa, bir grup antik ve modern dili tanımlayan bir terim. Bu dilleri konuşan insanlar,yaklaşık MÖ 2000 den önce Avrupanın güneyinden ve Rusya'dan Orta Doğuya ilerlemeye başladılar. Bu gruplardan ikisi Mitanniler ve Hititler. 

             YENİ BABİL İMPARATORLUĞU: Kısaca Asur'u MÖ 625 de Kaldeliler yıktı.Kaldeli lider Nebopolassar,komşusu Medya halkıyla ittifak kurarak Asur İmparatorluğunu yıktı.

GILGAMEŞ PROJESİ: Uruk Kralı, Gılgameş dünyanın akıllı insanı Uruk" En iyi arkadaşı Enkidu ve NUH tufanında sağ kalan arkadaşı Utnapiştin idi.(kay:Sapiens, Yuval)

             TARİHTE İLK PARA: Yaklaşık MÖ 3.BİN lerde Mesopotamya'da ortaya çıktı. Bu para gümüş şekel 8,33gram gümüş.

             KONYA KARAHÖYÜK HİTİT Kenti; yani başkent. Konya Hititlere başkentlik yapmış.Kentin "Luvicede ki geçen adı "İkkuwania'dır.

             YAZILI KAYA HİTİT DİNİNİN BAŞ TANRILARI: Teşup ve Hepat. Hava Tanrısı Teşup, Hurri ve Şerri adlı iki kutsal boğasıyla birlikte. DAĞ TANRILARI Nanni ve Hazzi'nin Tanrıça Hepat ise parsın üstünde canlandırılmış. Hepat'ın arkasında duran oğlu Tanrı Şarruma ile beraber kutsal aile oluşturuyorlar.(kay: Zamana direnen Hattuşa Broşürü)

                HİTİT Dilinin Kısa Tarihi ve Diğer Hind-Avrupa dilleriyle akrabalık ilişkisi:  Dünyada bie sürü dil grupları var.Çekimli dillerde kelime kökü değişikliğe uğrar. Bu gruba, Hind-Avrupa dilleri ile Afro-Asyanik diller girer. Af-Afranik dillere Hamitik(Mısırca) ve Semitik diller dahildir. 

 Eklemli dillere (Agglutination) Sumerce,Türkçe,Elamca,Hurrice, Fin-Uygur(Ural-Altay), Moğolcadilleri dahildir.


               ÇİVİ YAZISI NASIL ÇÖZÜLDÜ:

Yazıyı çözen öncü yazı Eski Persçe ondan sonra Elamca ve Babilce. Bu üç dilli yazıtlar Ahamenid kralları dön. ait. Yazının çözümü Rawlinson'un on yılını aldı.Sankritçenin, eski Persçeyle ilgiisi var. Bu yakınlık kelime anlamlarını ve gramatik özellikleri bulmasına yaradı. Ahamenid kral listesinde300 den fazla işaret var. En son 790 satırlık 8 yüzlü"kil prizmayı" çözmeye başladılar.Örneğin sesli sessiz harflerin bir arada yazıldığı heceleri tesbit etti.En son 1906 yılında Boğazköy'de çıkan "on binlerce tablette eski Babil sistemi kullanılmış olduğu için kolayca okundu. İlk okunan "NINDA.an.ez. za.at.te.ni.  -WATARNA. ekut.te.ni" diye okuyan Çek bilgini Hrozny.( Bedri Hrozny kim:1914-1915yıllarında Avusturya ordusunda subay Osmanlı coğrafyasında bulundu ve Çivi yazısı olanHititçeyi çözdü. Hititolojinin önemi Anadolu . Çünkü malzeme Anadolu içindedir.Onun için önemlidir.(kay: Eski Çağ Bilimleri Enstitüsü)      

 Roma'nın Dili Latince, Hind- Avrupa dilinden İtalik bir daldır. Roma dahil bütün İtalya ve Akdeniz kavimlerinin müşterek tarihidir." Roma cemaatini, Romalı yapan "Roma Vatandaşlığı Hukuku" da MÖ I. yüz yılda bütün italya halkına verilmiş ve bunlar, böylece Romalı olarak devletin  mukadderatına iştirak etmişler.

ROMA TARİHİ : Roma kentinin tarihi değil, Roma, İtalya ve bütün Akdeniz ülkelerinin büyük  cihan devleti tarihidir.

ROMA SİSTEMİ ŞEKLİNDE İTALYA'DAN DIŞARI ÇIKTI. MÖ 2.y.y da Batı Akdenize hakim oldu. Ardından Doğu Akdenize hakim oldu. MÖ 44 senesinde bütün dünyayı artık fiilen elinde bulunduruyordu. MÖ ı.y.y.kuruluşundan 600 yıl sonra Atlantikten ta... Fırat boylarına kadar uzanan devlet olarak, Akdeniz havzasında bircilik (vahdeti) kurdu.

ROMAN'NIN CİHAN Devlet. 500 sene sürdü. Fakat tamamen oluş zamanıda hesaba katılırsa görülüyorki, bu devlete tam 1100 yıl devamla yaşama nasib olmuş.

             RUM: Hellen dilindeki Romaios'lar Yani Romalılar sözcüğünün doğu halklarına uydurulmuş biçimi. Bzans vatandaşı " ben Bzanslıyım demez Romalıyım dermiş.

             HATTİLER MÖ 2500 ile 1700 lü yıllarda Anadolu'da yaşamış. Örnek: Ankara/Gölbaşı; Oyaca beldesi. HATTUŞA: Hitit İmparatorluğunun başkenti. Tarih MÖ 1650-1200)

MÖ 1270 yıllarda uluslararası andlaşmalar imzalamış. Boğazköy,Frg,Hellen ve Roma döneminde yerleşme devam etmiş. Dünyanın iki süper gücü Hititler ve Mısırlılar.

            ANADOLU'NUN BİLİNEN EN ESKİ ADI: HATTİ ÜLKESİ: a- Mısır rölyeflerinde Hattili askerler iri ve kavisli burunludur. 

            İzmirli Homerros'a göre, iri yapılı, uzunca geniş yüzlü,yuvarlak top kafalı, geniş omuzlu sannatçı ve inatçı halk. MÖ 2300 lü yıllarda Anadolu'ya Hatti ülkesi deniliyordu. Sanatçı olan Hattiler yazı bilmiyorlar. Ama zengin halk yumuşakbakırla, kalayı karıştırıp tunç dökebiliyorlar. Altın gümüş takılar yapıyorlar.Kabartma(rölyef) heykeller yapıyorlar Homeros'a göre Odeyssala adlı eserinde anılar Kete halkından söz ederken, KETE'lerin Hattili ya da Hititli olabileceğini yazar.



                             YUNAN ALFABESİNİN KÖKENİ

           Yunan alfabesini, Mikael Ventris tarrafındaan çöülmüş Örneğin, Herodota göre (ünlü yunan tarihçisi), Yunanlılar yazıyı Fenikelilerden öğrenmişler. Yine örneğin, sesli harfi bulunmayan Fenike alfabesindeki bazı harflere sesli karekter kazandırmışlar. Ve bu alfabe ile ifade edemedikleri bazı sesleri göstermek üzere alfabeye bazı yeni harfler eklemişler. phi,khi ve psi gibi.  TARİHTE İLK PARA; madeni para MÖ 640 yılında Lidya Kralı Alyettes tarafından Türkiye'nin batısında basıldı.


             AKALAR: Anadolu ve Avrupa karışımı halk. Akalar, Yunanistan'a  kuzeyden değil, güneyden girmiş olabilir.(s.66 Ege ve Yunan Tarihi) Akha (Myken) MÖ 15.yüz yıla ilişkin tabletleriyle belgelenen Akha Lehçesi eski Yunancanın arkaik formudur.

      IONYALILAR (İON), sıf. Ionıa +iona ile ilgili,ioniali "Ioves" Ionlar, Hellenlerin 4 ana boyundan biri, özellikle Ionyalılar Hellastan gelerek Batı Anadolu'ya yerleşen ve bölgeye adllarını verev İonlar.

"IONIA"(dişil) Batı Anadolu'da Ionların yerleştiği bölge. (s.336). 

ION: Tüm Hellenlerin ortak mitolojik atası Hellenin oğlu. (kay: Ege ve Yunan Tarihi)

GİRİTLİ Ana Tanrıça Rhea. Yunan tanrılarının anası olan Rhea Girit kökenlidir. Gök tanrısı Kronos ile evli olan Rhea, Zeus'u Girit'te mağarada doğurur.


         BİNG BANG VE TANRI

Zamanın başlangıcı evrenin yaradılışıyla beraber tesadüftür.Zaman bir boyuttur şaşılacak tarafı yok. Uzay-zaman teorisi böyle söyler. Önceden var olan bir varlık tarafından oluşturulmuş olması gerekiyor. Sonuç Tanrının kim olduğuna ve ne olmadığına ilişkin Tanrı anlayışımız için çok önemlidir. Bize yaratıcının üstün olduğunu Evrenin sınırlarının ötesinde çalıştığını, 

Tanrının Evren olmadığını veya Evrenin Tanrı'yı barındırmadığını söyler.(sf.41) Eğer Bing BANG teorisi doğruysa.Tanrı Evrenle aynı şey değil. Ve Evren Tanrı'yı içermez. Steven Hawking yaratılışın gerçek noktası,şu an bilinen fizik yasalarının anlama gücünün dışında yatar. MIT 'den (abd'de ünlü okul) PROF.Alan Guth "Yaratılış anı açıklanamaz olarak beklemektedir." demekte.

Hawking: Evrenin büyük patlamayla 15 milyar yıl önce başladığıyla ilgili çok iyi kanıtlarımız var. Nasıl biteceği hakkındaysa  belirsizlik mevcut, amason gözlemler Evrenin sonsuza kadar genişleyeceğini destekliyor.

Havking:Dünya oluştuktan bir süre sonra 4,5 milyar yıl önce dünyada hayat başladı...

Altıncı hisse,ruh dünyasına inanıyormusun Hawking: Kendi 6.hissime inanmıyorum, eğer fazladan hissederek algılamayı kastediyorsanız? Benim Evrenin matematiksel kanunlarla yönetildiği inancıma tamamiyle çelişir. Ruhsal değerler fiziksel Evrenin farklı kategorisine ait.

Hawking Stefen:Tanrı'ya İnanıyorum diyor.  EğerTanrıdan kastınız Evreni yöneten kanunların cisimlenmesiyse, içindeki şans ve şüphe elementleri yüzünden Eistein(Ayıştayn) kuantum mekaniğini asla kabul etmemiştir.( kay:Stefen Hawking, Dahiler Seti)


23 Ekim 2016 Pazar

ANTROPOLOJİK EKSENLİ RUHSAL ARINMA, KİMYA, TILSIM, SİHİR VE ASTRONOMİ ÇALIŞMALARIYLA, BATIYA AÇILAN BİLİMCİ KATİP ÇELEBİ


Hilmi Ziya Ülken, K.Ç. için 17.yüzyıl bilim tarihimizde Batıya çevrilmiş düşünceyi hazırlayan sağlam gerçekçi görüşe sahip bilim adamı der.
“Bu evrene bakar-öküz “ gibi bakan kimselerden olmamak için astronomiyi ve anatomiyi bilmiyenin,Tanrı’yı tanımakta eksikli olduğunu anlatan bir büyük sözden bahseden, Cihannüma’nın yazılış nedeni hakkında şöyle der, göklerin ve yerin yaratılışını düşünmek için Astronomi tekniğine dair kitapları incelemeye başlar.
Her defa Hristiyanların,Yahudilerin;Yunanlılardan intihal (yani aşırarak) bu teknik araştırmayı  ortaya koymada tam dikkat ve maharet göstermelerini, Müslümanların ise inkar ve ihmallerini ve tembelliklerini görüp üzülürdüm.
Yeryüzüyle ilgili yanlış bilgileri eleştiren K.Çelebi “öncelikle dünyanın düz olduğunu öne sürenlerin yanıldıklarını, bu hususun tabiat bilimlerinde delilleriyle ispat edildiğini bildirir.
Hz.Muhammed’in ve ashabın asıl görevlerinin eşyanın hakikatını açıklamak demek olan felsefi ve bilimsel bilgiler vermek olmadığını, onların yalnızca dini konularda bilgi vermekle yükümlü kılındıklarını israrla belirtir.
            Kristof Colomb’un ve Magellan’ın keşifleri hakkında K.Colomb’un Amerika’yı nasıl keşfettiğini ve yerli halkı nasıl katlettiğini , Magellan’ın Doğu Hint Adalarına yaptığı seferleri anlatır. Korsan olarak nitelediği Magellan’ın yerli halka olan irtibatını ve öldürüşünü hikaye eder.
İspanyol olan Kolomb 1506 da İspanya’da öldü. 16.yüzyıl başlarında İspanyol halkı şeytan şeklindeki putlara tapardı. İspanyollar 20 yıl da o yerlerin çoğunu zaptedip 40 binden fazla insanı esir ettiler. Yüzbinlerce insanı kılıçtan geçirdiler.
Macellan Portekiz kralından  Batı Okyanus adalarındaki Moluka Adalarına  gitmek için yardım ve mali kaynak istedi. Fakat kral vermedi. Ardından İspanya kralına gitti, kral Macellan’a 5 parça gemi, 200 asker ve levazımat verdi. O da 1519 yılında Sevilla’dan yola çıktı. Güneşin battığı yöne doğru giderek Santa Gostin Burnu’na ulaştı. İlginçtir  Güney Batı yönüne doğru ilerlediği bölgede  kışa tutuldu, bilinmeyen bir yerde 20 gün bekledi. Yıl 1519, bölgenin insanlarıyla iyi geçindi. Zira onlar 13 er karış boyunda ve zenci idiler. (bir karış ortalama 30 cm. o da eder 390cm. uzunluğunda)  Ok, yay ve mızrak kullanmasını bilirlerdi. Zenci bir insanı yalnız bulup 8 kişi bağlamak istedi, ama başaramadılar, yine başka birini hile ile gemiye çağırıp demire bağladılar. Adam bundan sonra bir şey yiyemeyince açlıktan öldü. Oradan ayrılıp 40 mil gittiklerinde kasırga çıktı, gemi parçalandı ama adamların çoğu kurtuldu. (bir mil 1852 metre, oda eder 74000 metre) sonuçta 74 km. deniz yolculuğu yapmış olurlar)  Oradan  120 mil (yani 120 bin metre) daha gidip Avrat Burnu denen yere vardılar, halen oraya Macellan Boğazı denmektedir. 1519 yılının sonlarında Bornay (Bruneo) adlı büyük bir adaya ulaştılar. Ada halkının tamamı siyah idi.
Avrupa Merkezli Bakış Açısını kaynak olarak gösteren yazar diyorki; Mercator’dan naklen Avrupa hakkında bilgi veren K.Çelebi, Avrupa’nın övülecek ve yerilecek yanlarıyla ilgili Atlas’tan alıntılar yapar. Doğu ve Batı Roma imparatorluklarının iki başkentinin bu kıtada olması nedeniyle övünmesine  karşın bunlara dayanarak yeni bir dünya tasarımı yapmakda artık neredeyse imkansız gibi.
K.Çelebi ise çok tanrılı anlayış felsefesine bir aydın olarak sıcak bakmıyor, onun yerine dönemindeki pek çok Müslüman ve Osmanlı aydını gibi Yeni Eflatuncu Helenistik-Gnostik Hikmet anlayışını benimsemişti.
Rasyonel zihniyet ve sistemli düşünce sahibi olduğu için, akıl dışı yaklaşımlara sıcak bakmadığını görüyoruz.
Buna karşılık mistik duygularla olayların manevi arka planını daima gözettiğini ve yer yer faydacı yaklaşımla olaylara değişik noktalardan baktığını müşahade (yani gözle görüyoruz demek) ediyoruz.
Büyük yerleşimlerin uzağında  Ay’ın bulunmadığı ve yıldızların parladığı açık bir gece gökyüzüne bakıldığında, evrende esrarengiz (sır) yörüngeler izleyen gezegenlerin bulunduğu görülür. Evren kırpışan yıldızlarla doludur.
Atalarımız binlerce yıl gökyüzünü izlemiş ve evrenin içinde kendi konumlarını düşünmeye başlamışlar. Örneğin yerkürenin çeşitli noktalarından geceleri gökyüzüne baktıklarında görülen yıldızları zamanla çeşitli şekillere benzetmişlerdir. Ayrıca yıldızların hep aynı noktada durmadıklarını, sürekli hareket ettiklerini belirlemişler.
Yıldız haritalarında ki resimler genellikle gece gökyüzüne bakmadan metindeki ifadelere dayanarak çizilir. Bu nedenden dolayı genellikle bu betimlemeleri gerçek gök görüntüleriyle ilişkilendirmek zordur.
Burçların sıralaması soldan sağa  Koç (Hamel), Boğa (sevr), İkizler (Cevza), Yengeç (seretan), Aslan (esed), Başak (sünbüle),  Terazi (mizan), Akrep, Yay (kavs), Kova (Devl) ve Balık  (Hut) sırasını izler…
Gök küre yapımcısı Petrus Plancius yeni bulguların ışığı altında 12 adet yeni takım yıldızı oluşturulmasını önerir.
Örneğin 17.yüzyılda Julius Schiller geleneksel mitolojik burçların arasına İncil’den şahısları da dahil eder.
Yer Merkezli Evren ve Gezegen Küreleri:
Yer merkezli evren kavramına, inancımızı sağduyumuza borçluyuz. Herkes yıldızların başımızın  üzerinde döndüğünü ve  Yer’in altımızda durduğuna tanıttır. Erken Avrupa ağaç baskı ve gravürlerinde Yer diğer üç Aristo elemanı su, hava ve ateşle birlikte  Güneş, Ay, gezegen ve yıldızları taşıyan sekiz  başka evren küresiyle çevrili olarak betimlenir. Bu yerleşimde Yer’e onur payesi verilmez.                                                                               İnsanlar yukarıdaki gök kavramı ile Tanrı’nın melek ve diğer azizlerle birlikte gök yüzündeki gezegen ve yıldızların çok ötesinde olduğuna inanır.

   Merkezdeki kirli ve aşağılık (süfli) Yer sadece günahkarları barındırmaya uygun görülür.
Cihannüma’da çizilen gök (felek,dünya)  9 (dokuz) katmandan oluşur. Bu katmanların en büyüğü evreni çevreleyen gökyüzü atlası (Felek-i Atlas)
Bütün diğer felekleri etkisine alır ve sabit yıldızlarla beraber 24 saatte doğudan batıya döner. Diğer gök yıldızları (felekler) dıştan içe doğru sırasıyla saturn Zühal), Jüpiter (Müsteri), Mars (Merih), Güneş (Şems), Venüs ( Zühre), Merkür (Utarit) ve Ay (Kamer)a ilişkindir. Yer feleklerin ortasında yer alır.
   Akılcı Düşünme ve Ruhsal Arınma:
K.Ç.ye göre bir de duyulur dünyayı ve düşünsel varlıkları kabul eden ancak tanrısal yasaklar ve emirleri benimsemeyen bir grup vardır ki bunlar bilimlerini peygamberlik nurundan almamalarına rağmen Tanrı’ya inanan filozoflardır. Bunların öncüsü de Aristo’dur. Bunlar ulaşmak istedikleri bütün hedefleri akla dayanan araştırma ve akılcı düşünme ile gerçekleştirmek isterler. Felsefi bilimlerden fizik ve metafizikle uğraşan ancak uğraşlarında tanrısal yasakla, emirler ve şeraitten söz etmiyen filozofların karşısına İslami bilimlerden  kelam (söz) ile uğraşan ancak şeriata dayanarak aklı araştırmalar yapan kelam bilginleri gelir.
Gerçekten K.Çelebi, tasavvufun amacı  Ruhsal arınmaya, akılcı düşünme ürünü olan bilimlerle uğraşılabileceğini öngören şahsiyettir. Bilindiği üzere bu bilimler metafizik, matematiksel bilimler ve doğa bilimleridir, tekrar K.Ç’ye göre ruhları ve nefisleri bakımından iki tür insan vardır: Ruhu ve nefsine hakim kişiler, seçkinlerin seçkinidirler, nefsi ruhuna hakim kişiler ise sıradan insanlardır.
    Müzik birinciler için faydalıdır ve ruhsal arınma aracıdır. İkinciler için ise zararlıdır. Seçkinlerin seçkini kişiler ve İşrakiler(Tanrı’ya ortak koşanlar) ve Aristo’yu takip edenlerdir.
    Doğa bilimleri hakkında açıklamalarına gelince K.Ç’nin doğa tasarımında tamamen Aristoteles’in fizik görüşlerine bağlı kaldığı görülmekte olup Aristo’nun Semaiyyat eserinden yararlandığını açıkça belirttiği görülmektedir. Doğa tasarımının yanı sıra doğanın işleyişine ilişkin açıklamalarda da Aristo’nun bakış açısına uygun hareket ederek teleolojik görüşlere başvurmaktadır. Örneğin genel tufan konusunda Aristo’nun “Mebde-i Evvel’in (Başlangıçdan Öncesi) doğal sebeplere alemin nizamını bozup insanın yurdunu tahrip edecek derecede ruhsat vermeyeceği” görüşüne dayanak göstererek genel tufanın sadece doğa gücünden kaynaklanmayıp Tanrı’nın iradesi ve emriyle olabileceğini ileri sürer.

    Doğa bilimlerinin önemli bir dalı kimyadır, İslam dünyasında madeni cevherlerin özelliklerinin yok edilerek onlara yeni özellikler kazandırılmasını öğreten bilim olarak kimyanın imkanı hakkında iki karşıt ortaya çıkmış.
Birinci görüşe göre kimyadan sakınılması gerekir. Bu gruptakilerin önde geleni ibn Sina, ibn Teymiye’dir.
İkinci görüştekiler bu bilimin imkânını savunurlar. Fahreddin- Razi, Zekeriya er-Razi bunlardan bazılarıdır.
K.Çelebi, kimyanın bilim olarak imkânını kabul eden görüşü savunmaktadır.
İksircilerin (orta çağ kimyacıları) kimya tasvirlerini şöyle ki,  kimya tanrısal lütuf sonucu kazanılan esrarlı bilgiler içeren bilimlerdendir ve herkesçe öğretilmelidir.                  Kimya bilimine sahip olanların kalbinden “dünya sevgisi” gider ve kesinlikle dünyaya meyletmez olurlar. Bunun bilgisi kalpten dünya sevgisini atmak ve kalbi temizlemek. Bu düzeye ise bu bilime sahip olmakla ulaşılır.
K.Çelebi’nin Sihir ilmine ilişkin açıklamalarına bakıldığında şeri ve aklı imkanları zorlayarak “sihir bilimlerinde” mübah (dince yapılmasında sakınca olmayan) ve makul (akla uygun) olanları genişletme eğilimi içine girdiği görülmektedir. Bu tesbitimiz sihir bilimlerinin bazılarına dair açıklamalarında kolayca görülmektedir.
   Örneğin “İlmu’l- aza’im” in tanımında bunun, kişinin niyetleri doğrultusunda cinleri ve şeytanları kendine itaate mecbur bırakarak hizmetine sokup haklarından gelmeyi öğreten bilim olduğu belirtilmektedir.
K.Çelebi’ye göre sihir bilimi temel ve yöntem olarak iki bölüme ayrılır: Mahzurlu kısmı, mübah kısmı. Mübah kısım haram olan öncekinin zıddıdır. Bu kısımla eksiksiz Allah korkusu; kapsamlı bir iffet, saf bir halvet yaratıklardan uzlet ve bütünüyle Yüce Allah’a yönelmekten başka bir şey elde edilemez.
K.Çelebi “İlmu’l-aza’im” yoluyla cinlerin insanlara itaatinin ne akılca ne de bu konuda mükemmel ulu kişilerden işitilenler bakımından yasaklanmış olmadığını söylemektedir.
   Yine sihir gizlenme biliminin dallarından biri olan “İlmu’l- hafa” insanın kendisinin karşısındakilerden nasıl gizleyeceğini öğreten bilimdir. Öyle ki bu kişi karşısındakileri görür ancak onlar bunu göremezler. Bu işin duaları ve sihirli sözcükleri vardır.
K.Çelebi bu tür gizlenmeyi  sadece harukuladenin yolunu bilen velilerin kerameti dışında mümkün görmeyenlere itiraz eder. Zira bu bilim bir yönüyle kerametten değil sihirden kaynaklanmaktadır ve sihir yoluyla sözü edilen türde görünmemenin sağlanabilmesi mümkündür.
K.Çelebi’nin 1646 yılında ortaya çıkan hastalığını <<İlm-i huruf ve esma>> ve “havas” kitaplarına başvurarak esbab-ı ruhani ile tedavi ettiğini ve bu sayede bozulan mizacına itidal getirdiğini biliyoruz.
             Sonuç K.Çelebi, bilimlerin kaynağını peygamber,hükümdar ve bilge olduğu için <<üç kere nimetlendirilmiş>> Hermes el-Heramise adıyla  isimlendirilen İdris peygambere dayandırır.
Yine K.Ç’ye göre “bilginin iki yönü vardır. Bir yönü ile <> herkes içindir. Birde “ seçkinler” hatta “seçkinlerin seçkinleri” için olan “bilgi” vardır. Bu tür bilgiler “ruhsal arınmayı” sağlar. Bunlar kimya, tılsım, sihir ve astronomi bilimidir.
Not: Hermes, Olymposlular’dan Zes’un oğlu, tanrıların habercisi, ticaretin,yolların ve yolculukların koruyucu tanrısı.
Sıradan insanlara gelince bunlardan bilimi talep eden ancak çok yetenekli olmadıkları anlaşılanlarına, Kur’an ve hadis öğreniminin merkezinde bulunduğu geleneksel din eğitimi tavsiye edilmelidir.

Kaynak: Doğumunu 400.yılında Katip Çelebi.

4 Haziran 2016 Cumartesi

İSTANBUL’A 1874 YILINDA 28 YAŞINDA GELEN İTALYAN SEYYAHIN İSTANBUL HATIRATINDAN ANTROPOLOJİK KESİTLER
Ermenilerin mahalleleri açık kül renkli, Rum mahalleleri koyu kurşuni renkli, Yahudi mahalleleri ise mor renkliydi. At hala “insanın yegane arabası”olduğundan, sokaklarda  binlerce süvariye rastlanıyor  ve şehrin her tarafından geçen orduya ait uzun kervanlarla hecin devesi dizileri şehre eski bir Asya merkezinin azametli ve vahşi havasını veriyordu. öküzlerin çektiği yaldızlı arabalar, Bulgar ve Ermeni işçiler, deniz yoluyla Ege mabetlerinin sütunları, kara yoluyla da Buda ve Peşte kiliselerinin enkazı getirilirken, Mısır’dan gelmiş granit ve Paros’tan gelmiş mermer bloklarıyla camilerin inşaatında çalışıyorlardı.
ERMENİLER
Daima Türklerle meşgul olduğumdan reaya(vergi veren halk) denen halkı teşkil eden üç dini temsil eden milleti, Ermeni, Rum ve Yahudileri inceleyen İtalyan subay 1874 yılında bilhassa ruh ve iman bakımından Hrıstiyan, doğuş ve cismaniyet bakımından Asya Müslümanı olan Ermenileri Türklerden ayırmak da güçtür. Türk gibi giyinirler, görünüş itibariyle Türklerden farklı değiller. Çoğu uzun boylu, güçlü kuvvetli, açık tenliler, hal ve tavırları ağırdır, yüzlerinde karekterlerinin iki özelliği var, zeki, canlı, hünerli, anlayışlı oldukları için ticarete olağan üstü yatkınlar ve başkalarına göre Macaristan’dan Çin’e kadar her yere sokulmaya ve bilhassa Türklere hoş görünmeye muvaffak olurlar. Kendilerini munis bir tebaa ve hürmetkar dost olarak Türklerin itimadını kazanmışlar. Kavgacılıkla, kahramanlıkla alakaları yoktur. Bununla birlikte bazıları aslen, geldikleri Asya tarafından değilmişler ve orada oturan kardeşlerinin aslının kendilerinden tamamen farklı olduğu hususunda teminat veriyorlar. Fakat buraya Boğaz’ın öbür yanından nakledilmiş olanlar hakikaten yumuşak huylu ve ihtiyatlı (tedbirli), mütavazi hayat süren, işinde gücünde ve söylenene göre İstanbul’da yaşıyan her halktan daha fazla dindardırlar.
Türkler Ermenilere “İmparatorluğun develeri” derler. Frenkler ise her Ermeninin dünyaya iyi hesap bilen olarak geldiğini söylerler. Hadiseler bu iki görüşü büyük ölçüde doğrulamıştır.
Fiziki güçleri, pırıl pırıl zekaları ve teşebbüs kabiliyetleriyle, İstanbul’da  bir çok  mimar, mühendis,doktor, sabırlı ve marifetli sanat erbabından başka çoğu Ermeni olan hamallarla büyük sarraflar vardır. İlk Bkışta İstanbul’da bir Ermeni topluluğunun bulunduğu kimse fakedemez.
YAHUDİLER
 Yahudi kadınlarına gelince,Fas’ı gördükten sonra İstanul Yahudilerinin  Kuzey Afrika sahillerinde yaşıyan  Yahudilerle hiç alakalarınınolmadığınsöyleyebilirim.
Kuzey Afrika Yahudilerinde İbrani güzelliğinin ilk doğulu tipini bütün saflık içinde gördüklerine inanırlar. Yahudilerin alameti farikası(ayırt edilmesine neden olan belirti, iz ve nişan olarak gösterilen  düzgün ve ince hatlı yüzleri ve o yumuşak tevekkül eden yani Allah’ teslim olmuş havalarıyla birlikte; badem gözleri tatlılık ve zarafet doludur.
Rebeka ile Raşel’in hayal meyal profillerini; bir kapının eşiğinde durmuş, ince, uzun elini, kıvır kıvır saçlı bir çocuğun başına dayamış zarif ince yüzlerini gördüm, fakat çoğunda ancak ırkın bozulma, işaretlerini gözlemledim. Bu yorgun yüzlerle, bir yıl önce Tanca ve Fas’da görüp hayran olduğum ateşli gözler, olağan üstü renkler ve göz dolduran şekiller arasında ne büyük fark var! Zayıf, sapsarı benizli ve dermansız erkekler içinde böyle. İstanbul Yahudilerinin zilletini Türklerin üstüne yıkmalarını bekliyorum fakat Babiali’deki bütün gayrı Müslimlerin Yahudilerle aynı siyasi ve medeni şartlar içinde olduklarını söylemek kafidir.
RUMLAR
Ermenileri şöyle bakınca tanımak ne kadar güçse , Rumları kıyafeti hesaba katmadan bile tanımak o kadar kolaydır, görünüşleri ve yüzleri Osmanlı halkların diğer tebalarından, bilhassa Türklerden çok farklıdır. Türk sakindir, kimseye bakmaz ve kendisine bakıldığının farkında değilmiş gibi durur. Rum aksine, çok canlıdır ve gözlerindeki, dudaklarındaki bin gizli hareketle ruhunda olup biten herşeyi açığa vurur; başını bir vahşi at gibi sallar; yüzünde genç bazen çocuksu kibir vardır; bakıldığını görürse, kendisine çeki düzen verir; bakılmazsa kendisini göstermeye çalışır, baştan aşağı kurnazlık ve hırs içindedir; kafasında kötü bir şey geçtiği zaman bile sevimlidir, para kesenizi istemesenizde, seve seve yardım edersiniz. Aynı farklılık Rum kadınlarıyla doğulu diğer kadılar arasında da göze çarpar. Ruha hitap etmekten çok daha fazla duygulara tesir eden taze ve çiçek gibi Türk ve Ermeni kadınların arasında, şükranla karışık hayranlıkla,Rum kadınların düşünce dolu iki gözle aydınlanmış zarif ve temiz yüzleri hemen seçilir. Her bakışları hem muhteşem hemde hafif olan vücutlarını hareme götürmekten çok bir heykel kaidesinin üzerine koymak için kollarınıza alıp sarmak istersiniz.
TÜRKLER
İstanbul’un erkek milletinin dış görünüşü; kuzey şehirlerinde oturanlar üstünkörü bakan bir Akdenizli üzerinde aynı tesiri uyandırabilir. Türkler uzak ve müphem bir şeyi düşünen insan gibi görünürler. Hepside sabit bir fikre dalmış filozoflara veya farkına varmadan yürüyen uyur gezerlere benzerler, daima uzağa bakarlar, içine kapalı yaşamaya alışmış insanlar gibi gözlerinde ve dudaklarında  belli belirsiz hüzn ifadesi vardır. Hepsinde aynı vakar aynı ağır tavırlar, aynı bakış ve hareket görülür. Paşadan seyyar satıcıya kadar, hepside aynı terbiyeyi almış ve bir çeşit aristokrak vakarla sarılmış asilere benzerler, ilk  bakışta kimse, kılık kıyafet farkı olmasa, İstanbul’da ayaktakımı bulunduğunu aklına getiremez. Hemen hepsinin görünüşü ifadesizdir, yüzlerine bakınca ne içlerinden geçenler anlaşılır nede düşünceleri. Türklerde her yüz muammadır! Bakışları sorar,ama cevapsız bırakır; ağızları kalplerinde olan hiçbir şeyi ele vermez.
Güzel ve kuvvetli olan Türk ırkının asıl çizgileri ancak, zaruret icabı veya din duygusuyla atalarının sadeliğini muhafaza eden aşağı tabakada bozulmamış olarak kalmıştır. Bu tabakada sırım gibi vücutlar, güzel başlar, pırıl pırıl  canlı gözler, kartal gagası şeklinde burunlar, çıkıntılı çene kemikleri ve bütün insan yapısında kuvvetli ve cesur olan bir şey görülür.
Bozulmanın eski ve yabancı kan karışımının daha çok olduğu diğer sınıflardaki Türklerin çoğunun aksine, vücutları hantal başları küçük, alınları basık, gözleri donuk, dudakları sarkıktır. Eski Türkler, islahatçı Türk denen bu ne olduğu anlaşılmayan, renksiz, tatsız yaratık arasındaki fark. Milli karakteri olduğu gibi muhafaza etmiş bu kısımdaki halka karışmak ve haliyle anlaşmak çaresi yoktur. Hakikaten dış görünüşe göre, İstanbul’un Türk halkı, Avrupa’nın en medeni ve en namuslu halkı gibi görünür.
İstanbul’un en ıssız sokaklarında bile bir yabancının tecavüze uğraması tehlikesi yoktur, kapılarda, pencerelerde, dükkanlarda kadın sesi hiç duyulmaz, fuhuş, uygunsuz bir hareket hiçbir şekilde görülmez, yolları meşgul eden toplanmalar yoktur, elleri, yüzleri, ayakları temizdi; yırtık elbiseli insan azdır. Bütün sosyal sınıflar arasında genelde ve karşılıkı hürmet görülür. Bozulma içtedir. İki cinsin arasındaki ayrılıklar gizlenmiştir; tembelliğin adı sükunettir (yani durgunluktur) ,vakar gururun maskesidir.
Seyyah şöyle diyor: hiçbir Türk’ün aklına Müslüman Avrupa’nın Çanakkale’den Tuna’ya  kadar Hrıstiyanlar tarafından zaptedilmiş olabileceği ve zaptedilebilceği gelmez. Bizim medeniyetimiz övülünce, kendi hakimiyetlerinden bahsederler. Irk olarak gururlu, Avrupa’nın fethi Allah’ın emriydi; Allah’ın Türkleri sevdiğine işaret olarak, bu  yeryüzü imtiyazında hükümdarlığına tayin etmiştir inancına sahipler. Kafirlere karşı duydukları dini küçümseme, askeri üstünlükleri, ikinci bir tabiat haline gelmiş kayıtsızlıkları, diğer yandan Avrupa medeniyetini kabul eden ve onların gözünde Avrupa’nın bütün Osmanoğullarının içine düştüğünü görmek istediği hali temsil eden sınıfta, çat pat Fransızca konuşan ve camiye gitmeyen paltolu, eldivenli, kardeşlerinde kendilerini makul şekilde değiştirecek örnek görüyorlar. Eski Türk şimdilik Frenkleri taklit eden, bütün milli gelenekleri hor gören,  tembel, kabiliyetsiz, itikatsız, açgözlü bir sürü memurla atalarından çok daha az değerli olacağı belli, küstah ve bozulmuş bir çeşit yaldızlı gençlikten başka bir şey görmüyor. Onlar gibi giyinip onlar gibi yaşamak, eski Türk için medeni olmaktır.
Müthiş askerliği ve barbar (yabancı manasınada gelir) zalimliği ile beraber “Asyalı sert tabiatı “kalır. Bunun için savaşmadığı zaman Türkü çok yumuşak karekteri vardır dense yeridir. Tatar, ruhunun derinliğinde büzülüp uykuya dalmış gibidir; sosyal hayat onun içindeki eski bozkır ve çadır insanını biraz yontmuştur. Fikri bakımdan, şehirde hala, bir halkın içinde ama düşüncesiyle yalnız olrak, hemen hemen kabilesinde yaşadığı yaşar. Türklerde hakiki bir cemiyet yani toplu yaşama hayatı yoktur. Erkekler kendi aralarında toplanırlar, birbirlerine bağlanmazlar. Konuşmaları hemen hemen yüzeyseldir ve ekseriya maddi olarak lüzumlu olan şeylerden bahsederler. Aşk ağıza alınmaz, eedebiyat birkaç kişinin imtiyazıdır, ilim bir efsanedir, siyaset aşağı yukarı her zaman isimlerden ibarettir.
Türk Ermeniyi hoş görür, Yahudiyi küçümser, Rum’dan nefret eder, Frenkten şüphelenir, kendisine faydalı olabilecek Avrupalılardan istifade eder; faydasını gördüğü maddi yenilikleri kabul eder; kendisine verilen medeniyet derslerini kımıldamadan dinler; kanunlarını, usullerini ve adetlerini değiştirir, bizim felsefi vecizelerimizi kusursuz şekilde tekrarlamayı öğrenir; kıyafetini değiştirir, süslenir püslenir, fakat içinden değişmez, yenilmez bir surette aynıdır. İstanbul dahi kısa ikametim sırasında edindiğim fikir budur.
Türk kadınları: seyyah Türk kadınının güzelliğini şöyle tarif etmiş. Bembeyaz yüzlü yani çehreli, kara gözlü, kırmızı dudaklı diyebilirim, çoğunun güzel beyzi yüzleri, az kavisli ufak burunları,oldukça dolgun dudakları, gamzeli, yuvarlak çeneli, uzun ve kuğu boyunlu, ufacık ellidirler. Hemen hepside şişmandır, çoğunun boyu ortanın üstündedir. Eğer bir kusurları varsa, bu da eğilerek  ve sall pati,     birden büyüyen bir çocuk gibi sallana sallana yürümeleridir. Bunun sebebinin aşırı yıkanmanın verdiği gevşeklik ve ayağa uymayan ayakkabı olduğu söyleniyor. Hakikaten küçücük ayaklı olması gereken çok zarif kadınların, Avrupalı bir dilencinin bile burun kıvıracağı erkek pabuçları veya büyük, uzun, geniş ve biçimsiz fotinler giydikleri görülür.  Pek güzel ve son derecede değişik güzellikler görülür, çünkü  Türk kanıyla beraber, Çerkes,Arap ve Acem kanı vardır. Otuz yaşında feracenin saklayamayacağı kadar etli canlı, enine boyuna, iri kara gözlü, ıslak dudaklı, kalkık burunlu durmuş oturmuş kadınlar, bir bakışıyla yüz esirin içini titretecek hanımlar vardır. Bunların yanında ufacık tefecik, tombul tombul kadınlarda vardır, yüzleri,gözleri,burunları,ağızları yumuk yumuktur, öyle sakin, öyle uslu, öyle genç dururlar.
 Orta sınıftan Türk erkeği, iktisat sebebiyle,karısına daha yakındır. Daracık alanda mümkün olan en az masrafla yaşamaya mecbur olan fakir Türk erkeği ise karısı ve çocuklarıyla beraber yer içer ve boş vakitini geçirir. Zenginlik ayırır, fakirlik birleştirir. Fakirin evinde Hristiyan ailesinin hayatıyla Türk ailesinin hayatı arasında gerçek bir fark yoktur. Hiçbir erkek sokağın ortasında bir kadına el kaldırmaya cesaret edemez. Hiçbir asker, bir kargaşalık gürültü patırtı içinde bile, küstah bir mahalle karısına kötü muamele etme tehlikesini göze alamaz. Kovma ve boşanma halinde, koca kadına rahatça yaşayabilmesi için gerekli olan parayı vermeye mecburdur. Ve bu zorunluluk karısına ayrılma hakkını  verecek kötü muamelede bulunmasını önler. Boşanma kolaylığı, iki cinsin ayrı yaşadığı toplumun özel bünyesi sebebiyle, hemen  daima rastgele yapılan evliliklerin acı sonuçlarına çare olur. Kadının boşanabilmesi için az bir hakaret kafidir: kocasının kötü davranması, başkalarıyla konuşurken kendisine hakaret etmesi, karısını ihmal etmesi gibi. Kocasından şikayetçi  olduğu zaman yazılı olarak mahkemeye vermesi yeter. Devlet kimsesiz  ve geliri olmıyan dullara maaş bağlar, çocuk katili olmadıklarını söylerler, ama isteyerek çocuk düşürmeleri için özel müesseseleri vardır, bunları ne addediyorlar? fuhuş yok derler, Hadi canım ! bu yüz defa alınıp satılan bir sürü Kafkasyalı kadının mesleğine başka hangi isim verilebilir? “ Hiç değilse aleni değildir.” derler. Aşkla ilgili konuşma  ve mektuplaşmalar  yüzleri kızaran Türk erkeklerinden öğrenilmez; Hristiyan bir kadın arkadaşına mahremini anlatan saf bir hanımdan öğrenilir.(İstanbul 1874,Edmondo de Amicis)

MODERN HAN
 Osmanlının  yeni çağ yapısı eser  MS 1800lü  yıllarda yapılmış olabilir,  hatırladığım kadarıyla hanın yalnız bir duvar parçası kalmış. 1869 yılı Konya Vilayeti Sal-namesinin 2.cildinde Hanın adı geçmektedir. 1970 li yıllarda sağlam yapı olarak hizmet vermekte idi. Şahsım olarak hangi yılda yıkıldığını bilmiyorum, ama büyük ihtimalle 1980 den sonra yıkılmış olabilir.
Alman seyyah Friedrich Sarre 1895 yılında Ilgın’a ayak basıldığı andan itibaren ilgi çeken bina yan duvarlarının uzaktan görüldüğü. Kocaman “modern han” Küçük Asya’da gördüğüm en büyük kervansaray. Sokağa bakan giriş binasından her iki tarafa da dik açıyla,  iki uzun kanat yapı ayrılıyor ve bu mekanlar geniş bir avluyu çevreliyor. Giriş  katında ahırlar yer alıyor ve yukarı iki katta yani zemin üstü bir ve ikinci katta, oda kapılarının açıldığı ahşap galeriler var.
Her bir oda kapısının yanında bir pencere bulunuyor ama karşıdaki dış duvarda pencere açıklığı yok. Odaların önünden galerilerin merdiven tırabzanına uzanan ve masaya benzeyen çıkıntılarda yolcular yemek pişiriyorlar. O devirde iki katlı olarak kurulan bir han büyüklüğü ile dikkatimizi çekmişti ama hiçbir süslemeye sahip değildi. (Friedrich Sarre, Minor Asya.1895)

1