8 Şubat 2010 Pazartesi

BRUTUS SİKKELERİ

Roma tarihinin ünlü figürlerinden olan BRUTUS'u hepimiz SEZAR'ın suikastçılarından birisi olarak biliriz.(sendemi,Brutus?) soru cümlesi ile hafızalarımıza kazınmıştır. Brutus biliçaltımızda kalleşlikle eşdeğer tuttuğumuz bir addır. İsa'ya ihanet eden Yehuda gibi.


Resim 1
Gümüş Denarius: Önyüz: Apollon'un defne çelenkli başı sağa. Arkayüz: ganimet olarak ele geçen zırh, miğfer ve iki adet kalkandan oluşan zafer anıtı ve iki yanında oturan esir Lykialılar,ortada Res.1


Resim 2
Gümüş Denarıus önyüz: Libertas(hürriyet) başı. Arkayüz: sadak, kithara ve üzerine süs ipi bağlı defne dalı

Resim 3
Önyüz:Brutus'un başı sağa dönük. Arkayüz. iki hançer arasında şapka ve EID MAR yazıtı. 15 mart Sezar'ın öldüğü günün tarihi.

Resim 4
Önyüz: Brutus'un düşmanı Sezar(caesar) ve Antonius. Arkayüz: Antonıus'un başı sağa dönük.

Resim 5
Brutus sikkesi: altın sikkenin Önyüzü: defne çelenk içinde Brutus'un büstü. Arkayüz: iki gemi üzerinde ele geçen silahlar.

Resim 6
Gümüş Denarıus. Önyüz: Labienus başı, sağa dönük.Arka yüz: eyerinde sadak ve yay asılı parthıa atı.
Gümüş Denaris sikkesi: Önyüz: Apollon başı sağa dönük. Arkayüz. Victorya(zafer) savaşta ele geçen miğfer,kalkan,kılıç ve zafer çelengi.




Geç Bizans'ta ölü gömme şekli
Dikdörtgen şeklinde mezar odasındaki ceset sırtüstü yatırılmış ve kolları göğsü üstünde bağlı, ayakları da çapraz şekilde defnedilmiş. Mezar odasında herhangi bir ziynet eşyası vb. şeylerin bulunmaması tek tanrı inancını gösteriyor.

28 Ocak 2010 Perşembe

Ressam Fausto Zonaro


Ünlü İtalyan Ressam Fausto Zonaro'nun Abdülhamid Hükümdarlığı zamanında resmettiği eserlerinden bir bölümü: 1891 yılında İstanbul'a gelmiş ve 1896 yılında II.Abdulhamid tarafından Saray ressamı olarak görevlendirilen Fasto, Saray ressamı olarak 20 yıl çalışmıştır. Abdülhamid Padişahlıktan uzaklaştırılınca, 1909'da ülkesi İtalya'ya dönmüştür. Aşağıda bazı eserlerindeki resim ve fotograflardan alıntı yapılarak bir panaroma çıkarılmıştır.



Ertuğrul Suvari Alayı Köprüde:
1901 yılında yapılan resmi bir geçit resmedilmiş. Seyredenlerden dönemin varlıklı Osmanlıları farkediliyor. Resimdeki kıyafetlerdende anlaşıldığı gibi Batı medeniyetinin etkisi görülmektedir. Askerler oldukça düzgün üniformalara sahipler.

İstanbullu Hanım
Birakisefal kafalı yuvarlak yüzlü siyah iri badem gözlü, küçük burunlu istanbullu bir hanım.

Bayram

Çerkez Kadın
Birakisefal kafalı geniş alınlı siyah iri gözlü, düz küçük burunlu, hilal kaşlı çerkez kadını.

Arzuhalciler

İngiliz Sefirinin kızı tahtırevanla taşınırken

İstanbul'da bir sokak
Yerlerde moloz taş döşemeleri ve 2 katlı ahşap ve dikdörtgen pencereli evler görülmekte, ayrıca sokak kahvelerinin sıklığıyla dikkati çekmektedir.

Odalık
Birakisefal kafalı, yuvarlak yüzlü, küçük düz burunlu, iri siyah yuvarlak gözlü ve siyah ve hilal kaşlı, geniş alınlı bir kadın.

Okul dönüşü

Genç kız portresi

Rufai Derviş
Uzun yüzlü esmer, ince uzun gaga burunlu, kara kaşlı, kara gözlü, dik kırışık alınlı uzun saç ve sakallı

Mezarlık

Ressamın Kız Kardeşi Guiseppina

Mavroyeni Paşa
Sultan 2. Abdülhamit'in özel doktoru resmin sağ üst köşesinde Grek alfabesiyle "Mavroyenis Pasha" yazılıyor.

Yaşlı Çingene
Hüzünlü yaşlı çingene kadın döneme göre iyi giyimli, ayrıca kaş göz ve yüz hatlarıyla Hintli bir kadını andırıyor.

Doğulu Kadın

Abdurrahim Efendi

Enver Paşa
1909 yılında yapılan resimde Birekesefal görünümlü düz ve kısa burunlu hilal kaşlı, yuvarlak beyaz yüzlü, iri gözlü üniformasıyla Enver Paşa görülmektedir.

Yazar Adolph Talosso

Yeni Türkiye
Kara kalem çalışmasında Birakisefal esmer tenli ince uzun kavisli burunlu, badem gözlü bir kadın görülmektedir.

Sultan 2. Abdülhamid
Dolikosefal kafalı, dar alınlı, uzun yüzlü, düz uzun ve kavisli burunlu, çukur gözlü, düz kalın kaşlı, çıkık elmacık kemikli ve uzun parmaklara sahip.

Fatih'in İstanbulu Alışı

Rufai Dervişleri

Ney üfleyen Derviş

Camii İmamı

Dervişler ve Çocuklar
Dervişin başındaki keçe malzemeden yapılı silindir Sikke ve külahın çevresindeki yeşil destar (kuşak) kişinin Dede rütbesine sahip Mevlevi Dervişi olduğunu göstermektedir. Ancak Sikkenin altındaki kısa boşluk kişinin Hz Mevlana'nın akrabası olmadığını söylüyor.

Anadolulu Türk
Biraki kafalı, yuvarlak yüzlü, çekik gözlü, kısa düz burunlu, orta boylu, dar omuzlu şalvar giymiş bir Anadolulu.

Ermeni Hanım

Mahmut Şevket Paşa

Doğulu Kadın

Doğulu Genç Kız

Doğulu Kadın

Doğulu Kadın

Galata Köprüsü: Osmanlı dönemi yapılarından 3 şerefeli minaresi olan bir cami, ayrıca 2 ve 3 katlı, dikdörtgen pencereli, beşik veya kırma çatı ile örtülü sivil konutlar resimde görülmektedir.


Kaynak: Abdülhamid'in Hükümdarlığında Yirmi Yıl -Fausto Zonaro'nun Hatıraları ve Eserleri

20 Aralık 2009 Pazar

URARTULARIN KURULUŞ TARİHİ ; HURRİ-URARTU İLİŞKİLERİ ve FİZYONOMİSİ


Tanrı Haldinin Kabartmasından Ayrıntı
Tanrı Arsimela
Tanrı Şebitu
Tanrı Ua



Tanrı Turani

Tanrı Hutuni
Tanrı Haldi- başındaki miğferi konik sakalsız ve bıyıksız uzun saçlı, gözleri küçük ve yumuşak bakışlı, yüz ile uyum gösteren burnu kemerli değil düz ve boynu uzundur.

Urartu tarhi hakkında en eski bilgi Asur kaynaklarındadır. Asurlular MÖ.13.yy da Van Gölü çevresindeki Nairi ve Uruatri ülkelerine hücum ederler ve Asurlular Nairilerin 40 krallığını zapt ederler. Van gölü sahillerindeki ülkeleri hakimiyeti altına alırlar. Bu zapt ederek yönetimi altına aldığı ülkeler Nairi ülkeleri ile Uruatri ülkeleridir.

Dilleri ne SAMİ dili nede İndo-Avrupa dilidir. Asyanik dil olup aynı zamanda Hurri dili ilede akrabadır. Her iki dilinde (Uruatri-Hurri) yayılma alanı Doğu Anadolunun dağlık bölgesiyle, Kuzey Mezopotamya’nın Prehistorik devirlerindeki maddi kültür kalıntılarının olmasıdır. Hurri ve Urartu toplumlarının aynı kaynaktan çıktıkları ve beklide iki ayrı boy birbiri ardından gelen iki göç dalgası halinde Transkafkas bölgesinden Güneye yayıldıkları anlaşılmaktadır. Bu arada Urartuların dağlık bölgelerde kalmış olması ve Hurilerin Güneye inerek Mezopotamya uygarlıklarıyla temasa geçmelerinden veyahutta akrabalık derecesinden ileri geldiği kabul görmektedir.Urartular dağ halkıdır. Bir kısım filologlar da Hurilerin OrtaAsya steplerinden göç ederek İran üzerinden Doğu Anadoluya geldiklerini öne sürmekteler.Ama Urartu dili bitişkendir.

Dil açısından Urartu dili, Hind Avrupa dillerinin saten grubuna sokulan Ermenice ile hiç alakası görülmemektedir. Urartu dili Ural-Altay dilleri ilede bir benzerlik göstermektedir diyen filologlarda var.

İbrani kaynaklarında Nuh Tufanı hikayesinde Ararat olarak geçer. Asur dilinde Urartu,denebilir.Urartuca ,yeni Asur dilinde çivi yazısı ve Asur dilinde kaleme alınmış olan bu yazıtlar, Urartuların ilk devirlerde düşmanları olan Asurlularla beklide barış zamanlarında kültürel ilişkilerde bulunmuşlar.

Sonuçta MÖ.9.yy da Urartu kralları kendi dilerinde yazıtlar kaleme almışlar. Yazı sistem olarak Hurca ve diğer ÖnAsya dillerinde ki gibi çivi yazısını yaygın kabullenmişler. Urartular, nüfus sahasını Ninive’ye kadar genişletmişler. Nairi ile Urartu feodal veya kabilelerin siyasi birlik gerçekleştirerek devlet haline gelmişler.

Urartular Asur toprağı olan Yukarı Dicle bölgesine hakim olunca. İran-Irak sınırı üzerinde Kuzey Zagros’ta ki Kelişin Geçitinde bulunan Urartuca ve Assurcca yani iki dilde yazılmış kitabede; Urartu baş tanrısı Haldi ile karısı Bagmaştu’ya tapınak yaptırdıkları ve kurban sunduklarından bahsetmektedirler.Bu süreçte Urmiye gölünü ve çevresini ele geçirdiler. Geç Hitit krallığı olan Malatya krallığını vergiye bağladılar. Güneyde Urartu kralı Büyük Zap’ın orta mecrasına ve Asur sınırına kadar ilerledi. Kuzeyde Aras nehri hudut oldu. Aras nehri çevresindeki Leninakan ve Erivan ile Gökçegöl yöresindeki kabileleri içine katarak Transkafkasya’nın içlerine kadar girdi. Kuzey Suriye’de Asurlularla savaştılar.Urartular Geç Hitit ülkesi olan Malatya’dan 6600 savaşçı Transkafkasyaya zorla göç ettirdiler. Son araştırmalara göre Kuzeyde Gökçegöl-Bayburt, Batıda Malatya, güneyde Halep ve Musul, Doğuda ise Urmiye Gölü sahası ve Hazar Denizi yakınlarına kadar olan yerlerde Urartu iskan kalıntılarına rastlanmaktadır.

İzolu(Habib uşağı) Urartu kitabesi Malatya kralı Hilaruvanda’ya karşı kazanılan zaferden bahsetmektedir.

Urartu kralı Sardur Suriyeyi aldı.Asur’u yok etti.

Sonunda Arami kralı,Malatya kralı, Maraş kralı, Kilikya kralı,Kommagene kralı(Adıyaman-Gazıantep), Kargamış ve Tyros kralları,Urartu kralı Sardur ile ittifak yaptılar. Böylece Urartu, Asur devletini Doğuda Parşuva bölgesinden Doğu Anadolu dağlarının güney kenarı boyunca Fırat’a kadar aradan Akdenize kadar olan alanı çember içine almış. Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye prenslikleri; Asur’a karşı birleşti. Asur’un başına Tıgletpileser geçince, Urartu kralı Sardur’u Fırat kıyısındaki Samsat bölgesinde yendi. Böylece Van gölü çevresindeki öz vatanlarına çekildiler. Bugünkü Irak’taki Topzava mevkiinde bulunan çift dilli kitabe askeri savunma açısından önemlidir. Mesela Asur kralı Sargon II. Urartu ordusunu yenince, yeni Urartu kralı demir hançerle intihar etti.

Artık ÖnAsya tarihinde Urartu krallığının önemi kalmadı. Urartular Mö. 6 ve 5.yy da ÖnAsya ve Anadolu tarihinde hiçbir rol oynamadılar.

ERMENİ adına ilk defa MÖ. 6.yy da Darius zamanında rastlanılmıştır. Ermeniler kendilerine Ermeni değil, Haikn (yani Hai-Hay) demişler. Ermenice ındo-Avrupai bir dildir. Anadolu yerli dilleriyle karışmış.MÖ.5.yy ın sonunda Ksenefon Anabasis’in “Onbinlerin Dönüşü” eserinde Doğu Anadolunun diğer kabileleri yanında Ermenilerden söz etmiş.Ermeni adının yabancı isimden geldiği ileri sürülmektedir. Ermenilerin vatanlarının Teselya ve Balkan Yarımadası olduğu kabul edilmektedir.

URARTULARIN YAYILDIĞI TOPRAKLAR:

MÖ.9.yy da Rızaiye çevresi Bugünkü İran Azerbaycan topraklarındadır. Sonra Asur toprağı olan Yukarı Dicle bölgesini almışlar. Güneyde Büyük Zap suyunun orta mecrası ile Asur sınırını ele geçirdiler.Aras nehri üzerinde bulunan Leninakan ve Erivan ile Gökçegöl etrafındaki kabilelere karşı hareketlerde bulunduğu gibi Transkafkasya’nın içlerine kadar seferler yaptılar. Fakat devletlerinin içine katamadılar. Van kalesi(Tuşpa), Aras nehri kuzeyi, Ağrı ovası gibi Armavire’ye büyük çapta şehirler kurdular.Kuzeyde Çıldır gölüne kadar olan bölgede Urartu devleti içinde geniş bir sahaya hakim oldular. Kuzeyde Gökçegöl, Bayburt,Batıda Malatya,Güneyde Halep ve Musul, Doğuda ise Urmiye gölü ve Hazar denizi yakınlarına kadar olan yerlerde Urartu iskan kalıntılarına rastlanılmakta. Ve Halep alınmış. Sardur döneminde Suriye ve Anadolu daki vasal devletler Asurdan ayrılıp Urartu kralı Sardurla birleştiler.(bi…şekilde buda birleşmek anlamındadır.)

URARTU FİZYONOMİSİ: sakalsız, bıyıksız.ensesi uzun saçlıdır. Urartuda profilden bakıldığı zaman göz kapak kenarlarının yanlara doğru abartılı şekilde sivri olarak uzandığı görülür. Fizyonomi bakımdan Urartu insan tasvirlerinden taş kabartma üstündeki tanrı figürü profili burnun alından itibaren çok kuvvetli şekilde öne çıktığını ve belirgin bir şekilde olduğunu görürüz.

Urartular sakalsız, bıyıksız uzun yüzlü ,dolikosefal çengel burunlu yani bir anlamda kartal burunlu ,alın öne fırlamış durumda.Aynı zamanda alın başa doğru eğilimlidir.İlave olarak kabartmalardan anlaşıldığına göre uzun kol ve bacaklı insanlardı.

URARTU TANRILARI:

A- Tanrı Haldi: Sakalsız ve bıyıksız, uzun saçlı, Gözler yuvarlak ve küçük ayrıca yumuşak bakışlı, burun etli ve düz.yanaklar zayıf.

B- Tanrı Teişeba:

C- Tanrı Şiuni

D- Tanrı Turani: uzun yüzlü, düz alın ve kalkık burunlu.

E- Tanrı Hutuini

F- Tanrı Nalaini

G- Tanrı Şebitu : uzun yüzlü.

H- Tanrı Arsimela

İ- Tanrı Anapşa

J- Tanrı Dieduani

K- Tanrı Şelardi.


3 Eylül 2009 Perşembe

SÜMERLİLER ve SÜMERCE

Eski Önasya tarih ve uygarlığının en önemli merkezini Irak’ın güneyi teşkil eder. MÖ.3000 yıl önce buraları yurt edinmiş ve tarih boyunca izler bırakmış küçük bir kavimdir.

ETİMOLOJİK anlamda “Kendilerine verilen SUMER adı, Akkadça “ŞUMERU” deyiminden gelmektedir.Bunun sumerce karşılığı ise ki-en-gi(r)’ dir. İlk defa Uruk prensi Enşakuşanna(MÖ.2450)nın kitabesinde belgelenen ki-en-ge(r), ki-nigir adı, coğrafi yer olarak bugünkü Nippur (Nuffar)dur. Bu bölge sonraları ise orta ve güney BABİLONYA’nın tamamını içine almıştır. Böylece lu-ki-en-ge-ra (Sumer’in adamı, sumerliler) ve eme-KU(ke-en-ge-ra)dan Sümerce anlamı çıkartılmıştır. Sumer adını ise ilk defa İsin’li Lipit-İştar’a sumerce ve Akkadca olmak üzere iki dille yazılmış bir metninde görüyoruz ; Lugal ki-en-gi ki-uri şar ma-at şu-me-ri-im u ak-ka-di-im (sumer ve akkad ülkeleri kralı). Bu ifade, geç devirlere kadar geleneksel olarak unvan halinde kullanılmıştır.

Önasya denince batı Anadolu’dan İran’a, güneyde Mısır, doğuda Basra Körfezi ile çevrilmiş olan Arabistan yarımadasını içine alan geniş bir saha anlaşılmalıdır. Özellikle batıda Ürdün, Suriye yarısında Sumer ve Akkad olmak üzere iki ülkeye ayrılmıştır. Güney Sümer, Kuzeyi ise Akkad ülkesinin yerleşme bölgesi olmuştur. Sumer ve Akkadın ikisine birden Babilonya(Babil ili) adı verilir.Sumerler buraya göç ettikten sonra bin yıldan fazla bir zaman, Sami’lerle beraber yaşayarak bölgeyi paylaşmışlar. Böylece dilleri ve ırkları birbirinden tamamen farklı olan bu iki kavim, öyle kültürel alışverşte bulunmuşlarki aynı toprakları hatta aynı yazıyı kullanarak kültür birliği sağlamışlar. “ÇİVİ yazısı kültürü” denen bu kültürün en önemli özelliği kesintisiz devam etmesidir. Bu medeniyet, batı kültür olan AVRUPA kültür ve medeniyetin temelini oluşturmuştur.

Buraya başka yurttan göç ettikleri inkar edilemiyecek gerçektir. Göçlerinin tarihini ne nisbi kronolojiye, Ne de kazılarla ortaya çıkan kültür katlarından hangisine rastladığına göre tesbit edemiyoruz. Sumerlerin bu iklimi sıcak, kuru, verimsiz, rüzgarlı, sazlıklardan başka ağacı, taşı ve madeni olmayan bu bölgeye göçlerinin sebebini, yalnız bu toprakları sulayan iki büyük nehrin varlığına bağlayabiliriz. Ayrıca Sumerlilerden başka,burada yaşayan diğer kavimlerin varlığıda bilinmektedir. Landsberger bunlara genel ad olarak “Proto-Fıratlılar” demektedir.Buraya nereden ve ne zaman geldikleri sorusuna henüz kesin olarak cevap verememekteyiz. Kesin olan Sumerliler, teknolojik icad yetenekleri ve yüksek sulama bilgileri ile Dicle ve Fırat nehirlerinden iyi şekilde yararlanmasını bilmişler. ve yaşadıkları toprakları verimli hale sokup, bu çorak memleketi cennete çevirmişler. Ve de en yüksek uygarlığıda kurmuşlar.

Bölgedeki yerleşme izleri nüfus yayılmasından da anlaşılacağı gibi güneyden kuzeye doğru yoğunluk göstermektedir. Yine Landsberger’e göre, bu civara yakınlığı bakımından muhtemel bir sumer vatanı olarak önerilen Dilmun(Tilmun), bugünkü adıyla Bahreyn(inci) adası en eski kültür merkezidir.

İkinci bir öneri, Sumer ana yurdunun Pencap ve İndus vadileri olmasıdır.

Üçüncü ihtimal Kafkasya’dır. Bu da henüz teoriden ileriye gidememiştir. Bu fikri destekleyen Hrozny’ye göre Sumerlilerin ana yurdu Orta Asya’dır. Buradan İran ve Kafkaslar üzerinden zaman farkıyla iki dalga halinde Mezopotamya’ya göç etmişler.(Burada yani Mezopotamyada hiçbir kavim yokmuydu. Birde bu bölge Nuh Tufanının geçtiği bölgeyle iç içedir. Büyük olasılıkla yakın çevreden gelmiş olmaları uygundur. Bir de geldikleri bölgelerde kazı yapıldımı.? Eğer yapılıyorsa “çivi yazıtlı tabletler bulundumu gibi bir sürü ihtimaller aklıma geliyor.”) M.Tunç

18 Ağustos 2009 Salı

BABİL

Sümer-Akkad melezi geleneğimize göre Akkadlar olarak isimlendirdiğimiz. Samilerin ilk vatanları ARABİSTAN olabilir. Belki 5.binden e daha eski tarihte Mezopotamya ya inmiş olanlar, küçük baş hayvan yetiştirerek yarı-göçebeliğe geçtikleri büyük çölün kuzey kenarlarından gelmişlerdi. Örneğin Halep’in 50 km. güney batısındaki Suriye ye yerleşmiş olmalıdır.

Akkadlar akrabaları olan toplulukla aşağı Mezopotamya da karşılaşacaklardı. Onlara Sumer ler diyoruz. Bir ihtimal 3. bin yıl sona ermeden, etnik açıdan çok daha güçlü olan Akkad tarafının Sumerler son hücresine kadar yutmasının sebebide bu olsa gerektir. Bu çok yetenekli ve zengin iki etnik topluluk Mezopotamya nın tüm uygarlığına ve antik tarihine damgasını vurmuştur. MÖ.4.binde ülkenin güney kısmında karşılaşan bu iki halkMezopotamya’nın temellerini atmışlar.Birde antik doğuya egemen olmuşlar.

Akkad imp.ğun ilk kurucu kralı olan SARGON MÖ. 2600 de FİLİSTİN in kıyısında Azupirani şehrinde doğdum. Kara Başlı Halka Krallık yaptım. En son Babil kralı kendide Amurru (batılı) asıllı olan Büyük Hammurabi’dir. MÖ.1792-11750.

ARAMİ ve ASURlular Babil’in gücünü sarsıyor. Babilliler 2.bin yılının 2.yarısında Asurca konuşuluyordu.

MELEZ BİR MEDENİYET: mö.4.binin ortasına doğru Samiler-Akkadkar ile Sümerlerin bir şekilde birleşmesinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

YAZININ DOĞUŞU: yazı Sümerler tarafından MÖ.3200 civarında, uzun süre RESİM yaptıkları, sanatsal stilizasyonlar yarattıktan sonra icad edildiği hemen hemen kesinleşmiş bilgidir. ÇİVİ YAZILI TABLETLER 50 yıldır süren kazıların ardından bugün gelinen nokta tablet sayısı 500 bini bulduğunu söyleyebiliriz.


ARAP SEYAHATNAMELERİNDE TÜRKLER

Türklerin fizyonomik yapısı, çoğunlukla esmer veya buğday tenli birde burunla beraber daha açık daha koyuları var. Her ırk fizyonomik olarak karışmıştır.

ZEKİ VELİDİ TOGAN: fiziki yapıdan bahsederken Geniş omuzlu, kocaman kafalı, ensesi kalın, kolları uzun, bacakları doğu Türkistanlılar hariç uzundur. Hatta Türkler doğu, batıya çok yayıldığı için kimsi sarışın, kimi esmer, kimide Çinliye benzer yani çekik ve küçük gözlü seyrek sakallı demek.

NOT:Masudi : Türklerin en küçük gözlü ve kısa boyluları Oğuzlardır. Kayn: Arap Seyyahı Cahız’dan, tercü: Serpil Bağcı.

İNSANIN BAŞLANGICI EŞİTLİKÇİ TOPLUM

Bugün Tanzanya’nın kuzeyindeki Esasi Gölü kıyılarında sayılarının BİN kadar olduğu tahmin edilen Hadzebelere kadar gelen öykülere göre, dört büyük zaman yaşanmış. Dört çağ. Her bir farklı insanlara aitmiş, dolayısıyla dört farklı tür insan yaşamış ardı ardına. Bu dört ayrı halkın isimleri biliniyormuş. Gelanebe,Tlaatlaanebe,Hamakvabe ve Hamaişonebe. Birinci çağın halkı için başka isimler de söylenirmiş.

Gelanebe ÇAĞINDA, yani dünyanın başlangıcında, insanlar DEV VÜCUTLUYMUŞ, vücutlarıda KILLIYMIŞ. Maymun gibi mi diye sordum, evet maymun gibi, cevabını aldım.Odunları birbirine sürterek ateş yakmayı bilmiyorlarmış ama taşları birbirine çarparak kıvılcımla otları tutuşturabiliyorlarmış. Av hayvanları bolmuş. Hatta söylendiğine göre hayvanları avlamak için alet de kullanmıyorlarmış. Hayvanlara baktıklarında ölüyorlarmış zaten. ET ÇİĞ olarak yeniyormuş. İnsanlar kulubede yatmıyormuş, ağaçların altında geceliyorlarmış. Ateş kullanmamalarının çeşitli nedenleri varmış. Kimi söylenenlere göre, dünya o çağda o kadar yumuşakmış ki, ateş yakacak odun bulunmuyormuş. Kimileride dünyanın ateşten korktuğunu söylüyormuş.

Tlaatlaanebe ÇAĞIN da da insanlar DEV gibiymiş, ama birinci çağın insanları gibi TÜYLÜ değillermiş. Dünya da ıslak değilmiş. Bunun nedeni konusunda farklı öyküler anlatılırmış. Bu öykülerden birine göre bazı güçler dünyayı kurutmuş, birine göre ise dünya olgunlaştıkça kendiliğinden kurumuş. Bu çağın insanları yine taşları sürterek ateş yakabiliyor ve odunları tutuşturup onu koruyabiliyorlarmış. Hayvanlar yine bol olmasına rağmen artık bir tek bakmakla vurmak mümkün olmuyormuş. Artık etleri PİŞİREREK yiyorlarmış. Kutsal güç için RAKS etmeye, epemeye başlamışlar. Düşmanlarına karşı zehir ve sihirle korunabiliyorlarmış. KAYA saçaklarında ve MAĞARALARDA kalıyorlarmış; kızlarını becerikli avcılarla evlendiriyorlarmış.

Hamakvabe ÇAĞI insanları, diğer iki çağa göre daha KÜÇÜKmüş ve vücutlarında TÜY yokmuş. Av için ok ve yay kullanıyorlardı. Köpeklerinide ava götürüyorlardı.. İnce odunlarla ateş yakabiliyorlardı. Ormandan elde ettiklerini vererek, başka topluluklardan BIÇAK, OK UCU veya başka işe yarar araçlar alabiliyorlardı. Bu dönemde KUMAR oynamaya başlamışlardı.

Hamaishoneme ÇAĞI da uzak geçmişte ortaya çıkmıştı ve bu zamanda HADZEBElerde yaşıyordu. Önceki çağlara göre insanlar daha küçüktü. Başka toplumlarla ilişkiler kuruluyor, evlenmeler sırasında boncuk armağan ediliyordu.Çok yaşlı Hadzebeler arasında bu zamanları hatırlayanlar bile vardı.

Hadzebe halkı modern uygarlıkla ilk temasını 1911 yılında kurdu. Alman Antropolog Erick OBST Tanzanya’yı baştan başa yürüdü. Handzebelerin insanlık tarihindeki yerini anlamak için kısa özet yapmak gerekir, İlk taş aletin 2,5 milyon yıl önce yapıldığını belirtmek gerekir. Taşı yontup eline alan insana HOMO HABİLİS adı verildi. Afrikanın doğusundaki araştırmalar, bu tarihi her defasında daha gerilere çekiyor.Bu ilk alet PALEOLİTİK çağı başlatır veya buna Eski Taş devri denir. Bu süreç son buz çağının sonuna kadar sürer. Bu tarihte de NEOLİTİK devrim gerçekleşmiş, insanlık kimi hayvanları evcilleştirmiş, tarımı keşfetmiştir. İnsan OK ve YAYI bulduğu tarih olarakta, 30 bin yıl öncesi gösteriliyor. Kayn: Atlas, aylık coğrafya keşif dergisi. s.195.

ESKİ TÜRKÇE: İlk eser Köktürkler zamanında 8.yy da yazılmış Orhun Abideleridir.

KÜLTİGİN YAZITI: Yazıtın Dört Yüzüde yazılı. Batı yüzü ÇİNCE, diğer ÜÇ yüzü TÜRKÇE yazılarla kaplıdır.

TONYUKUK KİTABESİ: Moğolistan da ULANBATIR dadır. Alman Radlof çözmüş. Yazıt: İskandinav kökenli RUN yazısına benzetildiği için “RUNİK” adı verilen alfabedir.Kayn: Adam sözlerin soyağacı çağdaş Türkçenin Etimolojik sözlüğü. Sevan Nişanyan.

2 Ağustos 2009 Pazar

Yeni Sümerliler


Yeni Sümerli Rahip Dudu dolikasefal kafalı, uzun , iri ve gaga burunlu ve badem gözlü, eğilimli alınlıdır.

Yeni Sümerli dolikesefal kafalı, iri badem gözlü, gaga burunlu, çatık kaşlı, eğilimli alınlıdır.